İYİLİĞİ EMR KÖTÜLÜKTEN NEHY ETMEK
İYİLİĞİ EMR KÖTÜLÜKTEN NEHY ETMEK
Maruf , Münker
Ma’ruf: Dinen ve aklen güzel olan, yerine getirildiğinde ferdin
ve toplumun huzurunu sağlayan, dünya ve ahiret saadetini kazandıracak tüm
şeylere denir.
Münker ise; Ma’ruf’un tam zıddıdır. Bir başka tanıma göre;
Kur’an ve sünnetin yapılmasını nehyettiği, yasakladığı şeylere münker denir.
Peygamberlerin
özelliği:
يَا اَيُّهَا
النَّبِىُّ اِنَّا اَرْسَلْنَاكَ شَاهِدًا وَمُبَشِّرًا وَنَذيرًاوَدَاعِيًا اِلَى
اللَّهِ بِاِذْنِه وَسِرَاجًا مُنِيرًا
Ey Peygamber! Biz seni hem bir şahit, hem bir
müjdeci, hem bir uyarıcı olarak gönderdik ve hem de Allah'ın izniyle O'na bir
davetçi ve nurlar saçan bir kandil olarak gönderdik.[ Ahzâb Suresi 45. Ayet]
Müminlerin
özelliği:
وَالْمُؤْمِنُونَ
وَالْمُؤْمِنَاتُ بَعْضُهُمْ اَوْلِيَاءُ بَعْضٍ يَاْمُرُونَ بِالْمَعْرُوفِ
وَيَنْهَوْنَ عَنِ الْمُنْكَرِ وَيُقِيمُونَ الصَّلَوةَ وَيُؤْتُونَ الزَّكَوةَ
وَيُطِيعُونَ اللَّهَ وَرَسُولَهُ اُولَئِكَ سَيَرْحَمُهُمُ اللَّهُ اِنَّ اللَّهَ
عَزِيزٌ حَكِيمٌ
“Erkek ve kadın bütün müminler birbirlerinin
dostları ve velileridirler. İyiliği emrederler, kötülükten vaz geçirirler,
namazı kılarlar, zekâtı verirler. Allah'a ve Peygamberine itaat ederler. İşte
bunları Allah rahmetiyle yarlıgayacaktır. Çünkü Allah, azizdir, hakimdir.”[ Tevbe Suresi 71. Ayet]
كُنْتُمْ
خَيْرَ اُمَّةٍ اُخْرِجَتْ لِلنَّاسِ تَاْمُرُونَ بِالْمَعْرُوفِ وَتَنْهَوْنَ
عَنِ الْمُنْكَرِ وَتُؤْمِنُونَ بِاللَّهِ
“Siz, insanlar için çıkarılmış en hayırlı
ümmetsiniz; iyiliği emreder, kötülükten vazgeçirmeye çalışır ve Allah 'a
inanırsınız.”[ Âl-i İmrân Suresi 110. Ayet]
Nasihat mutlak
fayda vericidir:
وَذَكِّرْ
فَاِنَّ الذِّكْرَى تَنْفَعُ الْمُؤْمِنِينَ
“Sen öğüt verip hatırlat. Çünkü hatırlatmak
müminlere fayda verir”[ Zâriyât Suresi 55. Ayet]
Nasihat
kurtuluş reçetesidir
وَالْعَصْرِ
إِنَّ الْإِنْسَانَلَفِي خُسْرٍ إِلَّا الَّذِينَ آمَنُوا وَعَمِلُوا
الصَّالِحَاتِ وَتَوَاصَوْابِالْحَقِّ وَتَوَاصَوْا بِالصَّبْرِ
“Zamana andolsun ki, insan hiç şüphesiz hüsran
içindedir. Ancak, inanıp yararlı iş işleyenler, birbirlerine hakkı tavsiye
edenler ve sabrı tavsiye edenler bunun dışındadır.”[Asr suresi 1-3]
Ferdi ve cemaat
olarak nasihat birimleri oluşturulmalıdır:
وَلْتَكُنْ
مِنْكُمْ اُمَّةٌ يَدْعُونَ اِلَى الْخَيْرِ وَيَاْمُرُونَ بِالْمَعْرُوفِ
وَيَنْهَوْنَعَنِ الْمُنْكَرِ وَاُولَئِكَ هُمُ الْمُفْلِحُونَ
“İçinizden hayra çağıran, iyiliği emredip
kötülükten meneden bir topluluk bulunsun. İşte kurtuluşa erenler onlardır”[ Âl-i İmrân Suresi 104. Ayet]
Nasıhat hayra
ortak olmaktır:
مَنْ دَعَا
إِلَى هُدًى كَانَ لَهُ مِنَ الْأَجْرِ مِثْلُ أُجُورِ مَنْ تَبِعَهُ لَا
يَنْقُصُ
ذَلِكَ مِنْ أُجُورِهِم شَيْئًا ،
ومَنْ دَعَا إِلَى ضَلاَلَةٍ كَانَ عَلَيْهِ مِنَ
الْإِثْمِ مِثْلُ آثَامِ مَنْ تَبِعَهُ لَا يَنْقُصُ ذَلِكَ مِنْ آثَامِهِمْ
شَيْئًا
İnsanları doğru yola çağıran kimseye,
kendisine uyanların sevabı gibi sevap verilir. Ona uyanların sevaplarından da
hiçbir şey eksilmez. Başkalarını sapıklığa çağıran kimseye de, kendisine
uyanların günahı gibi günah verilir. Ona uyanların günahlarından da hiçbir şey
eksilmez.[ [9 Müslim]
Toplumların
helak olması ve Allahın laneti:
“İsrailoğulları arasında dinden sapma, ilk
defa şöyle başladı:Bir adam bir başka adama rastlar ve:
Bana baksana! Allah’dan kork ve yapmakta
olduğun şeyi terket. Çünkü bu sana helâl değildir, derdi. Ertesi gün, aynı işi
yaparken o adamla tekrar karşılaşır ve kendisini yaptığı kötü işten
nehyetmediği gibi, onunla yiyip içmekten ve birlikte olmaktan da çekinmezdi.
Onlar böyle yapınca Allah Teâlâ kalblerini birbirine benzetti. Sonra Resûl-i
Ekrem şu âyeti okudu:
لُعِنَ
الَّذِينَ كَفَرُوا مِنْ بَنِي إِسْرَائِيلَ عَلَى لِسَانِ دَاوُودَ وَعِيسَى
ابْنِ مَرْيَمَ ذَلِكَ بِمَا عَصَوْا وَكَانُوا يَعْتَدُونَ
“İsrâiloğullarından kâfir olanlar Dâvud’un ve
Meryem oğlu İsâ’nın diliyle lânetlenmişlerdir. Bunun sebebi, başkaldırmaları ve
aşırı gitmeleriydi
Mâide Suresi 78. Ayet
كَانُوا لاَ
يَتَنَاهَوْنَ عَنْ مُنْكَرٍ فَعَلُوهُ لَبِئْسَ مَا كَانُوا يَفْعَلُونَ
Birbirlerinin yaptıkları fenalıklara mani
olmuyorlardı. Yapmakta oldukları ne kötü idi! Mâide Suresi 79. Ayet
تَرَى كَثِيرًا
مِنْهُمْ يَتَوَلَّوْنَ الَّذِينَ كَفَرُوا لَبِئْسَ مَا قَدَّمَتْ لَهُمْ
أَنْفُسُهُمْ أَنْ سَخِطَ اللهُ عَلَيْهِمْ وَفِي الْعَذَابِ هُمْ خَالِدُونَ
Onlardan çoğunun inkâr edenleri dost
edindiklerini görürsün. Nefislerinin onlara âhiret hayatı için hazırladığı
şeyler ne kötüdür! Allah onlara gazab etmiştir, onlar azab içinde temelli
kalacaklardır.
وَلَوْ كَانُوا
يُؤْمِنُونَ بِاللهِ وَالنَّبِيِّ وَمَا أُنْزِلَ إِلَيْهِ مَا اتَّخَذُوهُمْ
أَوْلِيَاءَ وَلَكِنَّ كَثِيرًا مِنْهُمْ فَاسِقُونَ
Eğer Allah’a Peygamber’e ve ona indirilen
Kur’an’a inanmış olsalardı, onları dost edinmezlerdi, fakat onların çoğu yoldan
çıkmış kimselerdir” [Mâide Suresi 80. Ayet 1].
Hz. Peygamber bu âyetleri okuduktan sonra
şöyle buyurdu:
كَلَّا،
وَاللَّهِ لَتَأْمُرُنَّ بِالْمَعْرُوفِ ، وَلَتَنْهَوُنَّ عَنِ الْمُنْكَرِ،
ولَتَأْخُذُنَّ عَلَى يَدِ الظَّالِمِ ، وَلَتَأْطِرُنَّهُ عَلَى الْحَقِّ أَطْرًا
، وَلَتَقْصُرُنَّهُ عَلَى الْحَقِّ قَصْرًا ، أَوْ لَيَضْرِبَنَّ اللَّهُ
بِقُلُوبِ بَعْضِكُمْ عَلَى بَعْضٍ ، ثُمَّ لَيَلْعَنُكُمْ كَمَا لَعَنَهُمْ
Hayır, Allah’a yemin ederim ki, ya iyiliği
emreder, kötülükten nehyeder, zâlimin elini tutup zulmüne mani olur, onu hakka
döndürür ve hak üzerinde tutarsınız; ya da Allah Teâlâ kalblerinizi birbirine
benzetir, sonra da İsrâiloğullarına lânet ettiği gibi size de lânet eder.[ [19 Ebu Davud, Tirmizi. ]
Nasihat toplu
kurtuluş veya helak oluştur:
“Allah’ın emirlerine uyanlarla uymayanların
durumu, bir gemi için kura çekenlere benzer. Bir bölümü geminin üst kısmına
düşmüş, diğerleri de alt kısmına düşmüştür. Alt kısımda kalanlar, su ihtiyacı
olduğu zaman üst güverteye çıkıp su ihtiyacını gidermektedirler. Onlar şöyle
derler: ‘Bizim bölümden bir delik delelim de üsttekilere eziyet etmeyelim.’
Eğer üsttekiler, onlara ilişmez de serbest bırakırsa, hepsi helâk olur.
Ellerinden tutup engel olurlarsa onlar da kurtulur, kendileri de.” (Buhari)
Nasihati terk
sebebi ve nasihati terk etmeyenlerin durumu:
Rasulullah buyurdu ki:
"Sizde iki sarhoşluk ortaya çıkmadıkça
Allah tarafından gelen hak din üzere devam edersiniz: Cehâlet sarhoşluğu ve
dünyaya aşırı düşkünlük. Siz iyiliği emreder, kötülüğe engel olur ve Allah
yolunda cihad ederken içinizde dünya sevgisi oluşuverince iyiliği emretmez,
kötülüğe engel olmaz ve Allah yolunda cihadı bırakırsınız.
O gün
Kitap ve sünnetin emirlerini yaymaya çalışanlar Ensâr ve Muhâcirlerden İslâm'a
ilk giren kimseler gibidirler''[[21Mecmau’z-Zevaid. ]
Doğru yolda
olanlar nasihat ehli olanlardır:
Ebû Bekir şöyle dedi: Ey insanlar! Şüphesiz
siz şu âyeti okuyorsunuz:
يَا أَيُّهَا
الَّذِينَ آمَنُوا عَلَيْكُمْ أَنْفُسَكُمْ لَا يَضُرُّكُمْ مَنْ ضَلَّ إِذَا
اهْتَدَيْتُمْ
“Ey inananlar! Siz kendinize bakın, doğru
yolda iseniz sapıtan kimse size zarar veremez. Hepinizin dönüşü Allah’adır.
İşlemekte olduklarınızı size haber verecektir”[Mâide 5/105].
Oysa ben Rasûlullah’ı şöyle buyururken
işittim:
إِنَّ النَّاسَ
إِذَا رَأَوْا اَلظَّالِمَ فَلَمْ يَأْخُذُوا عَلَى يَدَيْهِ أَوْشَكَ أَنْ
يَعُمَّهُمُ اللَّهُ بِعِقَابٍ مِنْهُ
Şüphesiz ki insanlar zâlimi görüp de onun
zulmüne engel olmazlarsa, Allah’ın kendi katından göndereceği bir azabı hepsine
umumileştirmesi yakındır.[ [Ebu Davud, Tirmizi. ]
Nasihat iman ve
istikamettir:
مَا مِنْ
نَبِىٍّ بَعَثَهُ اللَّهُ فِى أُمَّةٍ قَبْلِى إِلاَّ كَانَ لَهُ مِنْ أُمَّتِهِ
حَوَارِيُّونَ وَأَصْحَابٌ يَأْخُذُونَ بِسُنَّتِهِ وَيَقْتَدُونَ بِأَمْرِهِ
ثُمَّ إِنَّهَا تَخْلُفُ مِنْ بَعْدِهِمْ خُلُوفٌ يَقُولُونَ مَا لاَ يَفْعَلُونَ
وَيَفْعَلُونَ مَا لاَ يُؤْمَرُونَ فَمَنْ جَاهَدَهُمْ بِيَدِهِ فَهُوَ مُؤْمِنٌ
وَمَنْ جَاهَدَهُمْ بِلِسَانِهِ فَهُوَ مُؤْمِنٌ وَمَنْ جَاهَدَهُمْ بِقَلْبِهِ
فَهُوَ مُؤْمِنٌ وَلَيْسَ وَرَاءَ ذَلِكَ مِنَ الإِيمَانِ حَبَّةُ خَرْدَلٍ
Abdullah İbni Mesud, Rasûlullah (s.a.v.)’in
şöyle buyurduğunu rivayet ediyor: “Allah’ın benden önceki ümmetlere gönderdiği
her nebinin ümmeti içerisinde sünnetine uyan ve emirlerini yerine getiren bir
takım yardımcıları ve arkadaşları vardır. Nebilerden sonra gelen,
yapmayacakları şeyleri söyleyen ve emr olunmadıkları işleri yapmayan bir takım
nesiller zuhur etti. İşte kim bunlara karşı eliyle, diliyle ve kalbiyle
mücadele ederse, işte onlar mümindir. Bunun ötesinde (ki davranışlarda) ise
hardal tanesi kadar bile iman (göstergesi) yoktur .[] Müslim, İman, 20. I, 69.]
Hz
Peygamber (SAV) de bu hususu şu sözüyle ifade eder:
مَنْ رَأَى
مِنْكُمْ مُنْكَرًا فَلْيُغَيِّرْهُ بِيَدِهِ فَإِنْ لَمْ يَسْتَطِـعْ
فَبِلِسَانِهِ فَإِنْ لَمْ يَسْتَطِـعْ فَبِقَلْبِهِ وَذَلِكَ أضْعَفُ
اْلإِيـمَانِ
“Ebu Said el-Hudri (ra)’den; Peygamber Efendimiz (sav) şöyle
buyurmuştur: “Sizden bir kimse çirkin bir iş görürse onu eliyle değiştirsin;
eğer buna gücü yetmezse diliyle değiştirsin, buna da gücü yetmezse kalben
nefret etsin. Bu ise imanın en zayıf derecesidir.’’ (Buhari, Müslim).”
Gazali şöyle
der:
“İyiliği emretmek, kötülükten men etmek
görevini özürsüz yapmayan kimse Allah’a âsi olmuş olur. Çünkü Cenab-ı Allah
şöyle buyurur : Sizden insanları iyiliğe davet eden, kötülüklerden men eden bir
topluluk bulunsun” ayeti bu görevin farz olduğuna delildir.”
Nasihat etme
sorumluluk almak akibete azır olmak demektır:
يَا بُنَيَّ
اَقِمِ الصَّلٰوةَ وَأْمُرْ بِالْمَعْرُوفِ وَانْهَ عَنِ الْمُنْكَرِ وَاصْبِرْ
عَلٰى مَٓا اَصَابَكَۜ اِنَّ ذٰلِكَ مِنْ عَزْمِ الْاُمُورِۚ
“Yavrum! Namaz kıl, iyiliği emret, kötülükten
vazgeçir ve başına gelene sabret, bunlar yapılması gereken işlerdir” (Lokman,
31/17).
Nasihat
bilinçli yapılmalıdır:
اُدْعُ اِلٰى
سَب۪يلِ رَبِّكَ بِالْحِكْمَةِ وَالْمَوْعِظَةِ الْحَسَنَةِ وَجَادِلْهُمْ
بِالَّت۪ي هِيَ اَحْسَنُۜ اِنَّ رَبَّكَ هُوَ اَعْلَمُ بِمَنْ ضَلَّ عَنْ
سَب۪يلِه۪ وَهُوَ اَعْلَمُ بِالْمُهْتَد۪ينَ
“Ey
Peygambirim”! Rabbinin yoluna hikmet ve güzel öğütle çağır. Onlarla en güzel
şekilde mücadele et (tartış). Rabbin elbette yolundan sapanları da doğru yolu
bulanları da en iyi bilendir” (Nahl, 16/125)
Nasihatte şahsa
olan cahilce tavır affedilme :
خُذِ الْعَفْوَ
وَأْمُرْ بِالْعُرْفِ وَاَعْرِضْ عَنِ الْجَاهِل۪ينَ
“Sen af
yolunu tut, iyiliği emret ve cahillerden yüz çevir” (Araf, 7/199)
buyrulmaktadır.
فَبِمَا
رَحْمَةٍ مِنَ اللّٰهِ لِنْتَ لَهُمْۚ وَلَوْ كُنْتَ فَظًّا غَل۪يظَ الْقَلْبِ
لَانْفَضُّوا مِنْ حَوْلِكَۖ فَاعْفُ عَنْهُمْ وَاسْتَغْفِرْ لَهُمْ وَشَاوِرْهُمْ
فِي الْاَمْرِۚ فَاِذَا عَزَمْتَ فَتَوَكَّلْ عَلَى اللّٰهِۜ اِنَّ اللّٰهَ
يُحِبُّ الْمُتَوَكِّل۪ينَ
“Allah’ın rahmeti sayesinde Ey Muhammed! Sen onlara
yumuşak davrandın. Eğer kaba ve katı kalpli olsaydın etrafından dağılırlardı.
Onları affet, onlara mağfiret dile...” (Ali İmran, 3/159)
Peygamberin arkadaşlarından bir örnek:
“Ebu’d-Derda Hz.’leri birgün yolda bir grup insanla
karşılaşır. Onlar, bir adamın başına toplanmışlar, ona hem vuruyorlar, hem de
sövüyorlar. Onlara sorar:
– Ne
oluyor? Derler ki:
– Bu adam
günahkârdır. Ebu’d-Derda şöyle der:
– Eğer bu
adam, bir kuyuya düşmüş olsa idi, günahkâr diye bu adamı çıkarmaz mıydınız?
Onlar:
– Elbette
çıkarırdık, derler. Bunun üzerine
Ebu’d-Derda (r.a.) :
– O halde
günah kuyunsa düşmüş bu adamı dövmeyin, kötü söz söylemeyin. Ona ancak öğüt
verin, yaptığının yanlış olduğunu anlatın. Elinizi uzatıp onu günah kuyusundan
çıkarın. Ayıca sizi onun işlediği günaha düşmekten koruyan Allah’a şükredin,
der. oradakiler:
– Sen ona
kızmıyor musun? Derler.
Ebu’d-Derda (r.a.) :
– Ben onun
işlediği günah kızmıyorum. Eğer o günahı terk ederse, benim kardeşimdir,
deyince adam, günah tevbe ettiğini söylüyor ve ağlamaya başlıyor.”

Yorumlar
Yorum Gönder
Lütfen eleştiri, yorumlarınızı iletin. Saygılar!