NEFSİ TEZKİYE ETMEK


NEFSİ


TEZKİYE ETMEK

يَا اَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا اتَّقُوا اللَّهَ وَلْتَنْظُرْ نَفْسٌ مَا قَدَّمَتْ لِغَدٍ وَاتَّقُوا اللَّهَ اِنَّ اللَّهَ خَبِيرٌ بِمَا تَعْمَلُونَ وَلَا تَكُونُوا كَالَّذِينَ نَسُوا اللَّهَ فَاَنْسَيهُمْ اَنْفُسَهُمْ اُولَئِكَ هُمُ الْفَاسِقُونَ

“Ey iman edenler! Allah’a karşı gelmekten sakının ve herkes, yarın için önceden ne göndermiş olduğuna baksın. Allah’a karşı gelmekten sakının. Şüphesiz Allah, yaptıklarınızdan hakkıyla haberdardır. Allah'ı unutan ve bu yüzden Allah'ın da onlara kendilerini unutturduğu kimseler gibi olmayın. Onlar yoldan çıkan kimselerdir.”[1]

Nefis; Allah Teâlâ’nın insanla birlikte var ettiği, iyilik ve kötülüğü gerçekleştirme kuvvetidir.

Nefis; insanın özüdür. İlahi bir latifedir. Kulun içindeki kötü duyguların, meşru olmayan isteklerin huy ve fillerin kaynağıdır

وَ نَفْسٍ وَّ مَا سَوّٰىهَا۪ۙ۰۰۷ فَاَلْهَمَهَا فُجُوْرَهَا وَ تَقْوٰىهَا۪ۙ۰۰۸ قَدْ اَفْلَحَ مَنْ زَكّٰىهَا۪ۙ۰۰۹ وَ قَدْ خَابَ مَنْ دَسّٰىهَاؕ۰۰۱۰

“Nefse ve onu şekillendirip düzenleyene; ona kötü ve iyi olma kabiliyeti verene yemin olsun ki, Nefsini arındıran elbette kurtuluşa ermiştir. Onu arzularıyla baş başa bırakan da ziyan etmiştir.” (Şems, 91/ 7-10.)

Bu ayette "fücûr" kelimesi "takvâ" kelimesinin zıddı olarak ifade edilmekte ve "takvâ", "iyilik kabiliyeti" olarak, "fücûr" ise, "kötülük kabiliyeti" olarak ele alınmaktadır. Buradan da "takva" ve "fücûr"'un zıt anlamlar taşıdığını ve her ikisinin de insanda yerleşmiş birer durum olduklarını çıkarmak mümkündür.

Yine aynı ayette "fücûr" kelimesi,

"takva" kelimesinden önce zikredilmiştir. Bu da genel bir kuralı hatırlatmaktadır ki, o da, iyi bir hasletin yerleşmesi için, kötü hasletin terki esas tır.

قَدْ اَفْلَحَ مَنْ تَزَكّٰى ۙ۰۰۱۴ وَ ذَكَرَ اسْمَ رَبِّهٖ فَصَلّٰىؕ۰۰۱۵

(Bu dünyada) arınmayı başaran ise, (öteki dünyada) mutluluğa ulaşır,

ki böylesi, Rabbinin ismini hatırlayan ve (O'na) ibadet edendir. Ala suresi 14-15

İrade

Yüce Rabbimizde bir ayette şöyle buyurmaktadır.

مَنْ عَمِلَ صَالِحاً فَلِنَفْسِه۪ۚ وَمَنْ اَسَٓاءَ فَعَلَيْهَاۘ ثُمَّ اِلٰى رَبِّكُمْ تُرْجَعُونَ

 “İyi işler yapan kendisi için yapmıştır, kötülük yapanın da kötülüğü kendinedir; sonra rabbinize döndürüleceksiniz.” (Câsiye, 45/15.)

Nefis Muhasebesi

Rasulullah Efendimiz de şöyle buyurmuştur:

اَلْكَيِّسُ مَنْ دَانَ نَفْسَهُ وَعَمِلَ لِمَا بَعْدَ الْمَوْتِ، وَالْعَاجِزُ مَنْ أَتْبَعَ نَفْسَهُ هَوَاهَا وَتَمَنَّى عَلَى اللَّهِ.

"Akıllı kimse, nefsini muhasebe eden ve ölümden sonrası için çalışandır. Aciz de, nefsini hevasının peşine takan ve Allah'tan temennide bulunan kimsedir."[8]

Hz Ömer‘in şöyle dediği rivayet edilmiştir:

حَاسِبُوا أَنْفُسَكُمْ قَبْلَ أَنْ تُحَاسَبُوا وَتَزَيَّنُوا لِلْعَرْضِ الْأَكْبَرِ وَإِنَّمَا يَخِفُّ الْحِسَابُ يَوْمَ الْقِيَامَةِ عَلَى مَنْ حَاسَبَ نَفْسَهُ فِى الدُّنْيَا.

“Hesaba çekilmeden önce kendinizi hesa­ba çekin, büyük hesap günü için kendinizi donatın! Çünkü kıyamet gününde hesap, ancak dünyada iken kendisini hesaba çekenler için kolay olacaktır.”[9]

Allahın nefse yemin etmesi

وَلَٓا اُقْسِمُ بِالنَّفْسِ اللَّوَّامَةِ

Ve nedamet çeken nefse yemin ederim.

Nefsin Karakteri

وَمَا اُبَرِّئُ نَفْسِى اِنَّ النَّفْسَ لَاَمَّارَةٌ بِالسُّوءِ اِلَّا مَا رَحِمَ رَبِّى اِنَّ رَبِّى غَفُورٌ رَحيمٌ

“Ben nefsimi temize çıkarmam, çünkü Rabbimin merhamet ettiği hariç, nefis aşırı derecede kötülüğü emreder. Şüphesiz Rabbim çok bağışlayandır, çok merhamet edendir” dedi.

Hadıs bize Nefısle mücadele zor olduğunu ifade eder

Ayetin Açıklaması: Ayet-i kerimenin ifade ettiği açıdan bakıldığında, nefisle muhasebenin zorluğu‎ görülür.

Çünkü nefsi kontrol etmek için insanı‎n kendi iradesi ile Allah’ı‎n merhameti bir arada olmalıdır.

Dünyada nefsin durumu

السابع: عنه أَنَّ رسول اللَّه صَلّى اللهُ عَلَيْهِ وسَلَّم قال: «حُجِبتِ النَّارُ بِالشَّهَواتِ، وحُجِبتْ الْجَنَّةُ بَالمكَارِهِ» متفقٌ عليه

Ebû Hureyre radıyallahu anh’den rivayet edildiğine göre Nebî sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:

“Cehennem, nefse hoş gelen şeylerle kuşatılmış; cennet ise, nefsin istemediği şeylerle çepeçevre sarılmıştır.” Buhârî, Rikak 28; Müslim, Cennet 1.

Peygamber cocuklarıın nefse uyması

Hz. Âdem’in çocuklarından biri olan Kabil, nefsine uymuş ve kardeşi Habil’i katletmiştir. Yüce Kitabımızda bu hususa bir ayette şöyle değinilir:

فَطَوَّعَتْ لَهُ نَفْسُهُ قَتْلَ اَخ۪يهِ فَقَتَلَهُ فَاَصْبَحَ مِنَ الْخَاسِر۪ينَ

“Sonunda nefsi onu kardeşini öldürmeye itti; onu öldürdü ve böylece hüsrana uğrayanlardan oldu.” (Mâide, 5/30.)

Hz. Yakub’un oğullarını nefisleri kötü bir yola sürüklemiş, kardeşleri Hz. Yusuf’u öldürmek amacıyla kuyuya atmışlardı

وَجَٓاؤُ۫ عَلٰى قَم۪يصِه۪ بِدَمٍ كَذِبٍۜ قَالَ بَلْ سَوَّلَتْ لَكُمْ اَنْفُسُكُمْ اَمْراًۜ فَصَبْرٌ جَم۪يلٌۜ وَاللّٰهُ الْمُسْتَعَانُ عَلٰى مَا تَصِفُونَ

 “Gömleğinin üstünde uydurma bir kan izi de gösterdiler. Ya‘kūb, ‘Hayır! Nefsiniz sizi kötü bir iş yapmaya sürüklemiş; artık (bana düşen) güzelce sabretmektir. Anlattığınız şeyler karşısında, (bana) yardım edecek olan ise ancak Allah’tır’ dedi.” (Yûsuf, 12/ 8-18.)

Nefsin tezkiyesinde Allahın yardımı

اَفَرَاَيْتَ مَنِ اتَّخَذَ اِلَهَهُ هَوَيهُ وَاَضَلَّهُ اللهُ عَلَى عِلْمٍ وَخَتَمَ عَلَى سَمْعِهِ وَقَلْبِهِ وَجَعَلَ عَلَى بَصَرِهِ غِشَاوَةً فَمَنْ يَهْدِيهِ مِنْ بَعْدِ اللهِ اَفَلَا تَذَكَّرُونَ

Hevâ ve hevesini ilah edinen ve Allah'ın (kendi katındaki) bir bilgiye göre saptırdığı, kulağını ve kalbini mühürlediği, gözünün üstüne de perde çektiği kimseyi gördün mü? Şimdi onu Allah'tan başka kim doğru yola eriştirebilir? Hâlâ ibret almayacak mısınız?[3]

Nefsin islahhı noktasında peygamberin Allahtan yardım istemesi

Zeyd b. Erkam (r.a.) şöyle demiştir:

“Size Allah Resûlü’nün dediğinden farklı bir şey demeyeceğim! O derdi ki, ‘Allah’ım! Âcizlikten, tembellikten, korkaklıktan, cimrilikten, bunaklıktan, kabir azabından sana sığınırım. Allah’ım! Nefsime, senden sakınma şuurunu (takvasını) ver ve nefsimi arındır. Onu en iyi arındıracak olan sensin. Onun koruyucusu da onun efendisi de sensin. Allah’ım! Fayda vermeyen ilimden, huşû duymayan kalpten, doymayan nefisten ve kabul edilmeyen duadan sana sığınırım.’” (Müslim, Zikir, 73)

Hz. Peygamber (s.a.v.)’in

“Yâ Rabbi, beni göz açıp kapayıncaya kadar olsa dahi, nefsime bırakma” diye duâ etmesi

Nefsin tezkiyesinde iyi arkadaş

Sevgili Peygamberimiz, bir diğer hadislerinde ise iyi insanlarla beraber olmanın önemini bize şöyle hatırlatmaktadır:

إِنَّما مثَلُ الجلِيس الصَّالِـحِ وَجَلِيسِ السُّوءِ . كَحَامِلِ المِسْكِ ، وَنَافِخِ الْكِيرِ ، فَحامِلُ المِسْكِ ، إِمَّا أَنْ يُحْذِيَكَ ، وَإِمَّا أَنْ تَبْتَاعَ مِنْهُ وَإِمَّا أَنْ تَجِدَ مِنْهُ ريحاً طيِّبةً . ونَافخُ الكيرِ إِمَّا أَن يحْرِقَ ثيابَكَ وإمَّا أنْ تجِدَ مِنْهُ ريحاً مُنْتِنَةً

“İyi ve kötü arkadaşın hali, güzel koku satanla körük çekenin haline benzer: Misk satan, ya sana güzel kokusundan bir miktar meccanen verir ya sen satın alırsın, ya da (hiç değilse onunla beraber olduğun sürece) güzel koku koklamış olursun. Körük çeken kimse ise, ya elbiseni yakar ya da (en azından) körüğün kötü kokusundan rahatsız olursun.” (Müslim, Birr ve sıla, 146; B5534 Buhârî, Zebâih ve sayd, 31.)

Nefsin tezkiyesinde müminin ruh hali

وَهُوَ مَعَكُمْ أَيْنَ مَا كُنْتُمْ وَاللَّهُ بِمَا تَعْمَلُونَ بَصِيرٌ

Nerede olsanız, O sizinle beraberdir. Allah yaptıklarınızı görür.[12]

إِنَّ رَبَّكَ لَبِالْمِرْصَادِ

Şüphesiz Rabbin gözetlemededir.[13]

إِنَّ اللَّهَ لَا يَخْفَى عَلَيْهِ شَيْءٌ فِي الْأَرْضِ وَلَا فِي السَّمَاءِ

Şüphesiz yerde ve gökte Allah’a hiçbir şey gizli kalmaz.[14]

Cibril hadisinde

"أَنْ تَعْبُدَ اللهَ كَأَنَّكَ تَرَاهُ. فَإِنْ لَمْ تَكُنْ تَرَاهُ، فَإِنَّهُ يَرَاكَ"

“İhsan, sanki Allah’ı‎ görüyor gibi kulluk yapmandı‎r, çünkü sen O’nu görmüyorsan da, O seni muhakkak görüyor.”

Rasulullah buyurdu ki:

إِنَّ المُؤْمِنَ يَرَى ذُنُوبَهُ كَأَنَّهُ قَاعِدٌ تَحْتَ جَبَلٍ يَخَافُ أَنْ يَقَعَ عَلَيْهِ، وَإِنَّ الْفَاجِرَ يَرَى ذُنُوبَهُ كَذُبَابٍ مَرَّ عَلَى أَنْفِهِ

Mümin, günahını‎, üzerine yuvarlanmasından korktuğu bir dağ zanneder. Günaha dadanmış‎‏ kişi, günahını‎ burnunun ucuna konmuş‏, hemen uçacak bir sinek gibi görür.[17]

Rasulullah buyurdu ki:

طُوبَى لِمَنْ شَغَلَهُ عَيْبُهُ عَنْ عُيُوبِ النَّاسِ

Ne mutlu o kimseye ki, kendi kusuru onu başkalarının kusurlarıyla uğraşmaktan alıkoyar.[16]

مَٓا اَصَابَكَ مِنْ حَسَنَةٍ فَمِنَ اللّٰهِۘ وَمَٓا اَصَابَكَ مِنْ سَيِّئَةٍ فَمِنْ نَفْسِكَۜ وَاَرْسَلْنَاكَ لِلنَّاسِ رَسُولاًۜ وَكَفٰى بِاللّٰهِ شَه۪يداً

“Sana gelen iyilik Allah’tandır. Başına gelen kötülük ise nefsindendir. Seni insanlara elçi gönderdik; şahit olarak da Allah yeter.”

يُنَبَّأُ الْإِنسَانُ يَوْمَئِذٍ بِمَا قَدَّمَ وَأَخَّرَ

“O gün insana, yapıp önden gönderdiği ve yapmayıp geri bıraktığı şeyler haber verilir.” (Kıyame, 75/13)

Son pışmanlık fayda vermez (Nefsini tezkiye etmeyen kişi

حَتَّى اِذَا جَاءَ اَحَدَهُمُ الْمَوْتُ قَالَ رَبِّ ارْجِعُونِ

Nihayet onlardan birine ölüm gelip çattığında, "Rabbim, lütfen beni (dünyaya) geri gönder,

لَعَلِّى اَعْمَلُ صَالِحًا فِيمَا تَرَكْتُ

Umulur ki, boşa geçirdiğim dünyada iyi iş (ve ameller) yaparım.” der.

كَلَّا اِنَّهَا كَلِمَةٌ هُوَ قَائِلُهَا وَمِنْ وَرَائِهِمْ بَرْزَخٌ اِلَى يَوْمِ يُبْعَثُونَ

Hayır! Onun söylediği bu söz (boş) laftan ibarettir. Onların gerisinde ise, yeniden dirilecekleri güne kadar (süren) bir berzah vardır.

فَاِذَا نُفِخَ فِى الصُّورِ فَلَا اَنْسَابَ بَيْنَهُمْ يَوْمَئِذٍ وَلَا يَتَسَاءَلُونَ

Sûr'a üflendiği zaman aralarında artık ne soy sop (çekişmesi) vardır, ne de birbirlerini soruşturacaklardır.

فَمَنْ ثَقُلَتْ مَوَازِينُهُ فَاُولَئِكَ هُمُ الْمُفْلِحُونَ وَمَنْ خَفَّتْ مَوَازِينُهُ فَاُولَئِكَ الَّذِينَ خَسِرُوا اَنْفُسَهُمْ فِى جَهَنَّمَ خَالِدُونَ

Böylece kimlerin tartıları ağır basarsa, işte asıl bunlar kurtuluşa erenlerdir. Kimlerin de tartıları hafif gelirse, artık bunlar da kendilerine yazık etmişlerdir; (çünkü onlar) ebedî cehennemdedirler.

تَلْفَحُ وُجُوهَهُمُ النَّارُ وَهُمْ فِيهَا كَالِحُونَ اَلَمْ تَكُنْ آيَاتِى تُتْلَى عَلَيْكُمْ فَكُنْتُمْ بِهَا تُكَذِّبُونَ

Ateş yüzlerini yalar ve onlar orada sırıtır kalırlar. (Allah Teâlâ,) “Size âyetlerim okunurdu da, siz onları yalanlardınız değil mi?”... der.[6]

Ayetlerden Yüz Çevirmek

وَقَالُوا لَوْ كُنَّا نَسْمَعُ أَوْ نَعْقِلُ مَا كُنَّا فِي أَصْحَابِ السَّعِيرِ

Ve derler ki: "Eğer dinlemiş olsaydık ya da akıl etmiş olsaydık, şu çılgınca yanan ateşin halkı arasında olmayacaktık." (Mülk, 67\ 10)

Nefsini tezkiye etmiş kişi

۰۰۲۶ يٰۤاَيَّتُهَا النَّفْسُ الْمُطْمَىِٕنَّةُۗۖ۰۰۲۷ ارْجِعِيْۤ اِلٰى رَبِّكِ رَاضِيَةً مَّرْضِيَّةًۚ۰۰۲۸ فَادْخُلِيْ فِيْ عِبٰدِيْۙ۰۰۲۹ وَ ادْخُلِيْ جَنَّتِيْؒ۰۰۳۰

Ey kâmil bir iman ve sâlih amellerle huzûra ermiş nefis!

dön Rabbine, sen O'ndan O senden hoşnut olarak!

"(İyi) kullarımın arasına gir." Fecr suresı 27-29

Bir hadisi şerifte :

من عرف نفسه فقد عرف ربّه

“Nefsini bilen, Rabbini bilir.” rivâyeti de buna işaret eder. Kur’ân-ı Kerim ise, nefsi tanımanın insanı ilâhî hakîkatlere ulaştıracağını beyan eder :

سَنُرِيهِمْ اَياَتِنَا فِى اْلاَفَاقِ وَفِى اَنْفُسِهِمْ

“İnsanlara, ufuklarda ve kendi nefislerinde âyetlerimizi göstereceğiz.” [fussilat s.53]

Arzularına boyun eğmekten kurtularak, yaratılışındaki incelikleri kavrayan bir nefis, kendini yaratan Rabbini ve O’nun kudretinin delillerini tanıma fırsatını yakalar. Bu fırsat insanoğluna, sahip olduğu dünya nîmetlerinin en üstünü olan “îman” şerefini kazandırır. Dolayısıyla, nefsi kontrol ederek onun niteliklerini kavramanın öncelikli ve en önemli sebebi Allah’ı tanıyarak O’na kul olma ayrıcalığını elde etmektir.

Nefis Muhasebesinin Önündeki Engeller:

İnsanoğlunun Dünya ya Aldanması

يَا اَيُّهَا النَّاسُ اِنَّ وَعْدَ اللّهِ حَقٌّ فَلَا تَغُرَّنَّكُمُ الْحَيوةُ الدُّنْياَ وَلَا يَغُرَّنَّكُمْ بِاللّهِ الْغَرُورُ

"Ey insanlar, Allah'ın va'di gerçektir sakın dünya hayatı sizi aldatmasın ve o aldatıcı (Şeytan) Allah'ın affına güvendirmek sureti ile sizi aldatmasın " (Fâtır, 35/5)

Ölüm hakikatinin unutulması

وَاَنْفِقُوا مِمَّا رَزَقْنَاكُمْ مِنْ قَبْلِ اَنْ يَاْتِىَ اَحَدَكُمُ الْمَوْتُ فَيَقُولَ رَبِّ لَوْلَا اَخَّرْتَنى اِلى اَجَلٍ قَريبٍ فَاَصَّدَّقَ وَاَكُنْ مِنَ الصَّالِحينَ () وَلَنْ يُؤَخِّرَ اللّهُ نَفْسًا اِذَا جَاءَ اَجَلُهَا وَاللّهُ خَبيرٌ بِمَا تَعْمَلُونَ

Ve size rızk olarak verdiğimiz şeylerden infakta bulunun; birinize ölüm gelmesinden, "Artık Yarabbi! Beni bir yakın müddete kadar tehir etse idin de sadaka verse idim ve sâlihlerden olsa idim," demesinden evvel. Halbuki Allah hiçbir şahsı eceli geldiği vakit sonraya bırakmaz, ve Allah her ne yapar iseniz haberdardır. (Münafikun, 63/9-11)

Gaflet

وَلَا تَكُونُوا كَالَّذينَ نَسُوا اللّهَ فَاَنْسيهُمْ اَنْفُسَهُمْ اُولئِكَ هُمُ الْفَاسِقُونَ

Allah'ı unutmuş, Allah'ın da onlara kendilerini unutturduğu kimseler gibi olmayın! Onlar, yoldan çıkmış kimselerdir. (Haşr, 59/19)

Nefse, Heva ve Heveslere Uyulması

اَرَاَيْتَ مَنِ اتَّخَذَ اِلهَهُ هَويهُ اَفَاَنْتَ تَكُونُ عَلَيْهِ وَكيلًا

Gördün mü o hevâsını mabut ittihaz edeni? Artık sen mi onun üzerine bir vekil olacaksın? (Furkan, 25\43)

Nefis Muhasebesi Ne Demektir

İnsanın kendisini, yaratılış amacı ve sorumlulukları açısından hesaba çekmesidir. Kişinin kendi iman ve amelinin kontrolünü yapması, durumunu değerlendirmesidir.

Muhasebenin pek çok anlamı vardır. Şöyle ki:

Muhasebe: Geleceğe yönelmek, ileriyi görmektir. Kendini bilmek ve anlamaktır.

Muhasebe: Dünya ve ahirette huzura erebilmenin yoludur.

Muhasebe: Haramlardan kurtulmanın disiplinidir.

Muhasebe: Gafletten uyanmak, günah ve hataların farkına varabilmektir.

Muhasebe: Karda mı, zararda mı, olduğumuzu tespit etmektir.

Muhasebe: İş ve amelimizde eksik ve kusurlarımızı tespit etmek ve düzeltmektir.

Muhasebe: Vakit ve nakit israfını önleme çabasıdır.

Çok değerli olan ömür sermayesinin hay-huy ile harcanmasına engel olmaktır. Ayrıca, göstergenin daha ileriye, daha güzele yönelmesini sağlamaktır.

Muhasebe: İyiyi kötüden, faydalıyı zararlıdan ayırt edebilme süzgeci, iyilik ve bol nimetlerle karşılaştığımız zaman şımarmamak için fren; sıkıntı ve dara düştüğümüzde çare kapısıdır.

Muhasebe: Kendimizi ve vazifemizi bilip, bizi yoktan var eden Allah'a kulluk edebilmek ve huzuru ilahiye çıkabilme hazırlığıdır.

Muhasebe: Gayesizlik ve başıboşluktan kurtulmak, yaratılış gayesini idrak edip ona göre yaşamaktır.

Muhasebe: Akıl ve imanı nefsin başına bekçi yapabilme başarısıdır.

Muhasebe: Kendi kendimizi hesaba çekebilme işidir. Yapılan işlerin maksadına uygun olup olmadığını anlama çabasıdır.

Muhasebe: "Ölmeden önce ölünüz" fermanına uyarak ebedî alem için ölmeden önce hazırlanabilme maharetidir.

Muhasebe: Kendisini dinlemeyi bilmek, enaniyet esaretinden kurtulmaktır. Geçmişin muhakemesini yapmak, geleceğin planını çizmektir. Mü'min olarak dinin emirlerine uyup uymadığını nefsine sorabilmektir.

Muhasebe: Sonradan pişman olmamak için önceden tedbir ve tedarikte bulunmaktır. Hataları azaltarak gaye ve maksatta isabet etmektir.

Muhasebe: Günlük hayatımızda, iş ve kazancımızda, amel ve icraatımızda kendi hayatımızı düzene koyarak başkasına örnek olmanın yoludur.

Muhasebe: Bir ise başlamadan önce sonunu hesap edebilme işidir. Ve, "ne idim, ne oldum, nerede idim, nereye geldim, neler umuyordum, nerelere kavuştum, neticede ne olacağım?" sorularının hesabını yaparak irademizi çözecek, duygularımızı bozacak hallerden kendimizi korumaktır.

Muhasebe: Hülasa, başı boş yaratılmadığımızı anlama ve idrak etme işidir.

Bir Kıssa: Kâbus[18]

Çocukluğumdan beri dar mekânlardan sıkılır ve bu tür yerlerden feryat edercesine uzaklaşırdım. İleri yaşlarda bunun bir hastalık olduğunu anlamış, fakat bu illetten bir türlü kurtulamamıştım. Oysa ki o dar mekânlara, şimdi ister istemez girecektim.

Beni sarıp sarmalamışlar ve uzunca bir tabuta yerleştirmişlerdi. Çevremde dolaşanların seslerini gayet iyi duyuyor ve gözlerim kapalı olmasına rağmen, her nasılsa onları görebiliyordum.

- Genç yaşta öldü zavallı, diyorlardı. Halbuki yapacak ne kadar çok işi vardı.

Gerçekten de birçok işim yarım kalmıştı. Meselâ oğluma iyi bir işyeri

açamamış, araba ile renkli televizyonun taksitlerini henüz bitirememiştim. Büyük bir firma kurup dostlarımı orada toplamak da artık hayâl olmuştu. Üstelik kış çok yaklaştığı halde odun kömür işini halledememiş ve çatının akan yerlerini aktaramamıştım. Yarıda kalan işlerimi arka arkaya sıralarken, kulaklarımı çınlatan bir sesle irkildim. Sanki mikrofonla söylenen bu ses beynimin en ücra köşelerinde yankılanıyor ve:

- "Geçti artık geçti", diyordu. İçimden "keşke geçmemiş olsaydı" diyordum. Nereden başıma gelmişti o kaza bilmem ki? Halbuki ne kadar da iyi araba kullanırdım.

Olup bitenleri hatırlamaya çalışırken, dostlarımın çevremi sardığını ve içinde bulunduğum tabutun kapağını örtmeye çalıştıklarını fark ettim. Onları engellemek için avazım çıktığı kadar bağırmak ve çırpınmak istediğim halde ne kımıldayabiliyor, ne de bir ses çıkartabiliyordum. Biraz sonra koyu bir karanlıkta kalmış ve gözlerimi, tabutun tahtaları arasından sızan ışığa çevirmiştim. Dehşet içinde:

- Aman Allah’ım! dedim. Ne olacak şimdi hâlim? Korkudan hiçbir şey düşünemiyordum. Bu arada omuzlara kaldırılmış ve sallana sallana götürülmeye başlanmıştım. Dışarıdaki seslerden yağmur yağdığı belli oluyor ve su damlacıklarının sesi, tabutumun gıcırtısına karışıyordu.

Cenâze namazı için câmiye gidiyor olmalıydık. Câmi deyince aklıma gelmişti. Çok yakınımızda olmasına ve her gün beş defa davet edilmeme rağmen, bir türlü vakit bulup gidememiştim. Ama her zaman söylediğim gibi elli yaşına gelince namaza başlayacak ve herkesin şikâyet ettiği kötü alışkanlıklarımı terk edecektim. Evet evet, şu kaza olmasaydı, ileride ne iyi bir insan olacaktım.

Daha önceden duyduğum ve nereden geldiğini kestiremediğim ses :

- Geçti artık geçti, diye tekrarladı. "Bitti artık."

Biraz sonra namazım kılınmış ve tekrar omuzlara kaldırılmıştım. Mahallemizdeki kahvehanenin önünden geçerken, her gün iskambil oynadığımız arkadaşlarımın neşeli kahkahalarını işitiyor ve "herhalde ölüm haberimi duymamış olacaklar" diye düşünüyordum. Sesler iyice uzaklaştığında, eğik bir şekilde taşındığımı hissederek mezarlığa çıkan yokuşu tırmandığımızı anladım. Şiddetle yağan yağmurun tabuttaki çatlaklardan sızarak kefenimi yer yer ıslattığının da farkındaydım. Buna rağmen dışarıda konuşulanlara kulak verdim. Dostlarımın bir kısmı piyasadaki durgunluktan bahsediyor, bir kısmı da milli takımın son oyununu methediyordu.

Tabutumu taşıyan diğer biri ise, yanındakinin kulağına fısıldayarak:

- Rahmetlinin tersliği, öldüğü günden belli, diyordu. Sırılsıklam olduk birader. Duyduklarım herhalde yanlış olmalıydı. Yoksa bunlar, uykularımı onlar için feda ettiğim dostlarım değil miydi? Yolculuğum bir müddet sonra bitmiş ve tabutum yere indiri1mişti. Kapak tekrar açıldı ve cansız vücudumu yakalayan kollar, beni dibinde su toplanmış olan bir çukura doğru indirdi. Boylu boyunca yattığım yerden etrafıma baktım. Aman Allah'ım!.. Bu kabir değil miydi? O ana kadar buraya gireceğimi neden düşünmemiştim? Sessiz feryatlarımı kimseye duyuramıyor ve dostlarımın, üzerimi örtmek için yarıştığını hissediyordum. Tekrar zifiri karanlıkta kalmış ve bütün âcizliğimle dua etmeye başlamıştım.

- Yâ Rabbi, diyordum. Bir fırsat daha yok mu?, senin istediğin gibi bir kul olayım. Ve kabrimi, cennet bahçelerinden bir bahçeye çevireyim. Aynı ses, her zamankinden daha şiddetli olarak:

- Geçti artık geçti, diye tekrarladı. "Her şey bitti artık."

Mezarımı örten tahtaların üzerine atılan toprakların çıkardığı ses gök gürültüsünü andırıyor ve bütün benliğimi sarsıyordu. Son bir gayretle yerimden fırlayarak gözlerimi açtım. Odamdaki rahat yatağımda yatıyor, fakat korkunç bir kâbus görüyordum. Bitişik dairede oturan doktor arkadaşım beni ayıltmaya çalışarak:

- Geçti artık geçti, diye bağırıp duruyordu.

"Geçti bak, hiçbir şeyin kalmadı." Yattığım yerden yavaşça doğruldum. Terden sırılsıklam olmuş ve sanki yirmi 

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

SELIM BİR KALP SAHİBİ OLABİLMEK

BAYRAMI TADINDA YAŞAMA

Aile hakkında