Kutlu doğum

 

VAAZ


MEVLİD KANDİLİ (03.09.2025)

20 Nisan 571 tarihine rastlayan Rebiu'l-evvel ayının 12'nci günü Pazartesi gecesi Peygamber Efendimiz Mekke'de dünyaya gelmiştir

Bu yemen kıralı ebrehenin kabeyi kuşatmasından 52 gün sonrasır ki buna fil vakası denir

Adet olduğu üzre bakılması için süt anne Halime’ye verildi. 4 yıl sütanneyle kaldıktan sonra  öz annesi Âmine’ye geri verildi.

Baba ve annesinin ölümü

Doğumuna iki ay kala ölen babasını ziyaret maksadı ile Hz.Âmine,Efendimiz dadı Ümmü Eymen’i yanına alarak eşi Hz.Abdullah’ın kabrini ziyaret etmek için Mekke’den Medine’ye gitti. Dönüşte Mekke ve Medine arasındaki Ebva köyünde hastalanarak vefat etti

Dedesinin ölümü ve ebu talib yanına alması

6 yaşında dedesi Abdulmuttalib’in yanında kalmaya başlayan Efendimiz(sav),

8 yaşında dedesini de kaybetmiştir artık hayata amcası Ebu Talib’in yanında ve korumasında devam etmiştir

 Geclik yılları

Amcasının ev geçindirmesine yardımcı olmak isteyen Peygamberimiz önce çobanlık yaptı. 12 yaşına geldiğinde amcaları ile birlikte ticarete atıldı. Uzun bir süre bu işle meşgul oldu ve bu alanda doğrulukla, dürüstlükle tanındı.

Hilfu’l Füdul

Henüz 20 yaşında iken, mazlumlara yardım amacıyla kurulan Hilfu’l Füdul(Erdemliler Birliği) topluluğuna katıldı

Hy hatice ile evlanmesi

25 yaşına geldiğinde Hz Hatice ile evlendi. Hz Hatice bu esnada 40 yaşında idi ve onunla evlenmeye karar vermesinde Sevgili Peygamberimizin “el-Emin: Güvenilir, dürüst” olarak tanınması etkili olmuştu

Bu evlilikten;

Hz. Muhammed’in (s.a.v) Hz. Hatîce (r.a.) ile izdivâcından

Kasım, Zeynep, Rukıyye, Ümmü Gülsüm, Fatıma ve Abdullah;

Hz. Mariye (r.a.) ile izdivâcından ise İbrahim dün­yâya geldi.                                                                                                                                                       

Kabe hakemliği

Kâbe’nin onarımı esnasında Hacer’ül Esved taşının yerine konulması konusunda Kureyşliler arasında anlaşmazlık çıktı.

Muhammed’ül Emin olan Peygamberimiz üzerindeki hırkasını yere serip Hacerü’l esved taşını üzerine koyarak  birlikte taşımalarını söyleyip anlaşmazlığı giderdi

İnziva ve ilk vahiy                

Putlara tapmayan peygamber sav Nur dağındaki Hira mağarasında kalmaya başladı.

40 yaşında iken 610 yılının Ramazan ayının 27. gecesi (Pazar-Pazartesi) günü Cebrail Aleyhisselam ilk vahyi getirdi ve böylece Yüce Allah tarafından Peygamberlikle görevlendirilmiş oldu

Tebliğ emri ve İlk müslüman olanlar

يَاأَيُّهَا الْمُدَّثِّرُ   1   قُمْ فَأَنْذِرْ   2   وَرَبَّكَ فَكَبِّرْ   3   وَثِيَابَكَ فَطَهِّرْ   4   وَالرُّجْزَ فَاهْجُرْ   5

1. Ey (örtüsüne) bürünen (Resûl)!    2. Kalk, (insanları) uyar.

3. Rabbini tekbir et (büyükle).    4. Elbiseni (kendini, kişiliğini ve seni çevreleyeni her türlü kirden) arındır.    5. Maddi-manevî her türlü pislik ve kötülükten uzak dur.

İlk müslümanlar

Peygamber Efendimizin İslam davetine evet diyen ilk dört müslüman sırasıyla;

Hz. Hatice,  Hz. Ali,   Hz. Zeyd b. Harise ve  Hz.Ebu Bekir’dir.

İlk altı ayda müşlüman olanlar

Peygamberliğin ilk altı yılı dolarken Hz. Hamza ve Hz. Ömer gibi yiğitlik ve cesaretleriyle tanınan kişiler Müslüman oldu

Habeşistana hicret

Hz. Muhammed'in peygamberlikle görevlendirilişinin beşinci yılında (614), ikincisi de altınca yılın (615) başlarında olmak üzere iki defa hicret ettiler.

 Bu hicretler birinci Habeşistan hicreti ve ikinci Habeşistan hicreti olarak adlandırılır.

Hüzün yılı

Nübüvvetin onuncu yılında Kureyşliler’in boykotu kaldırmasından yaklaşık dokuz ay sonra önce Ebû Tâlib, ardından Hz. Hatice üç gün ara ile vefat etti (10 Ramazan / 19 Nisan 620).

Ebû Talib, Peygamberimizi öz evladı gibi sever ve korurdu. Hz. Hatice ise peygamberimize ilk inanan, en sıkıntılı zamanlarda O’nu teselli eden, yardımcı olan sadık ve vefakâr bir eş idi.

Miraç hadisesi

Müslümanların Birinci ve İkinci Habeşistan hicretlerinden sonra, Hz. Hatice ve Ebû Tâlib’in vefatlarını takip eden dönemde hicretten bir yıl önce Receb ayının 27. Gecesinde vuku bulmuştur

 

Akabe Biatları,

İslam peygamberi Hz. Muhammed ile Medineli Müslümanlar arasında, Mekke'ye yakın Akabe mevkisinde 621 ve 622 yıllarında yapılan iki gizli ahitleşmedir. Bu biatlarla Medineli Müslümanlar, Peygamber'i ve Müslümanları koruyacaklarına dair söz vermiş ve bu olay, ilerideki büyük hicretin ve İslâm dininin Medine'de yayılmasının temelini atmıştır.

622 hicret

Mekke’nin ileri gelenleri Müslümanlara türlü eziyetler işkenceler ve boykot uyguluyorlardı. Bundan korunmak için Mekke’deki Müslümanlar, Peygamber Efendimizin izniyle, Medine’ye göç etmeye başladı.Müslümanlar önden gitti arkalarından da Peygamber Efendimiz ve arkadaşı Hz.Ebû Bekir gitti.

Hiçretten sonra savaşlar

Müslümanlar hicret ettikten sonra da Mekke müşrikleri onları rahat bırakmadı.Müslümanlarla müşrikler arasında;

Bedir  Uhud ve

Hendek Savaşları yapıldı.

630  yılında ise mekke fathedildi

Vefatı

632 yılında Peygamberimiz hayatındaki ilk ve son haccını yaptı.

Hac esnasında yaklaşık yüz bin kişiye Veda Hutbesini okudu.

Hacdan yaklaşık iki ay sonra Efendimiz (sav) 8 Haziran 632 yılında hastalanarak dünyadan ayrıldı.

Pazartesi Günü Ayrıntısı

İbn-i Abbâs’tan (r.a) şöyle rivayet edilmiştir:

“Peygamber, pazartesi günü doğdu, Pazartesi günü peygamber oldu,

pazartesi Mekke’den  Medine’ye hicret etti,

pazartesi günü Medine’ye vardı,

pazartesi günü vefat etti.

Pazartesi günü (Kâbe’de hakemlik yaparak)Hacer-i Esved’i yerine koydu.

Pazartesi günü bedir zaferini kazandı

Pazartesi günü

اَلْيَوْمَ اَكْمَلْتُ لَكُمْ دٖينَكُمْ وَاَتْمَمْتُ عَلَيْكُمْ نِعْمَتٖي وَرَضٖيتُ لَكُمُ الْاِسْلَامَ دٖيناًؕ

Bugün sizin için dininizi kemale erdirdim, size nimetimi tamamladım, sizin için din olarak İslâmiyet’i beğendim..’ (Mâide, 5/3) ayeti nazil oldu.” (Ahmed, I, 277; Heysemî, I, 196)

Pazartesi orucu

Hz. Peygamber aleyhissalatü vesselam Efendimize pazartesi günü oruç tutmanın fazileti soruldu. O da şöyle buyurdu:

"O gün, benim doğduğum, peygamber olduğum (veya bana vahiy geldiği) gündür." (Müslim, Sıyâm 197, 198)

Peygamberin gönderiliş müjdesi

Rasûlüllah (s.a.s)’in Doğumu Bir gün Ashab-ı kiram Rasûlüllah (s.a.s)’den hayatının ilk günlerini anlatmasını rica etmişler, O da şöyle buyurmuştu:

 “Ben, atam Hz. İbrahim’in duası, kardeşim Hz. İsa’nın müjdesi, annem Âmine’nin rüyasıyım

 Annem bana hamile olduğu sırada bir rüya görmüştü:

 İçinden bir nur çıkmış ve bu nur Suriye’deki sarayları aydınlatmıştı.” (Müsned, 4/127, 128, 5/262; Hâkim, el-Müstedrek, 2/656)

Annesi Hz. Âmine’nin Rüyası

Annesi Hz. Âmine, Rasûlüllah (s.a.s)’e hâmile olduğunun ilk günlerinde bir rüya gördü. Rüyada kendisine:

 “Ey Âmine! Sen bu ümmetin efendisine hâmilesin! Dünyayı şereflendirdiği zaman: ‘Her hasetçinin şerrinden O’nu tek olan Allah’a havale ederim!’ diye dua et ve O’na ‘Muhammed’ ismini ver!” diye seslenildiğini işitti.” (İbn-i Hişâm, I, 170)

Dedesine ismini neden muhammed koydunuz sorusu

Efendimize ne ad koyduğunu dedesinden sordular. Şu cevabı verdi:

"Muhammed."

"Neden atalarından birinin ismini takmadın da bu ismi verdin?" dediler. Cevabı şu oldu:

"Allah'ın ve insanların onu övmelerini istediğim için." (bk. Asım Köksal, İslam Tarihi, Köksal Yayınları, 1/30)

Muhammed isminin Arapça kökenli anlamı "övülmüş", "övülen", "övülecek" veya "yüce" demektir. Bu isim, Allah tarafından övülmüş anlamını taşır

Hz ibrahim ve hz ismailin duası

Hz. İbrahim ile oğlu Hz. İsmail, Kâbe’yi inşa ederlerken şöyle dua etmişlerdi:

وَاِذْ يَرْفَعُ اِبْرٰهٖيمُ الْقَوَاعِدَ مِنَ الْبَيْتِ وَاِسْمٰعٖيلُؕ رَبَّنَا تَقَبَّلْ مِنَّاؕ اِنَّكَ اَنْتَ السَّمٖيعُ الْعَلٖيمُ ﴿١٢٧﴾

رَبَّنَا وَاجْعَلْنَا مُسْلِمَيْنِ لَكَ وَمِنْ ذُرِّيَّتِنَٓا اُمَّةً مُسْلِمَةً لَكَࣕ وَاَرِنَا مَنَاسِكَنَا وَتُبْ عَلَيْنَاۚ اِنَّكَ اَنْتَ التَّوَّابُ الرَّحٖيمُ ﴿١٢٨﴾

رَبَّنَا وَابْعَثْ فٖيهِمْ رَسُولاً مِنْهُمْ يَتْلُوا عَلَيْهِمْ اٰيَاتِكَ وَيُعَلِّمُهُمُ الْكِتَابَ وَالْحِكْمَةَ وَيُزَكّٖيهِمْؕ اِنَّكَ اَنْتَ الْعَزٖيزُ الْحَكٖيمُࣖ ﴿١٢٩﴾

َ﴿ İbrâhim İsmâil’le birlikte o evin (Kâbe’nin) temellerini yükseltiyordu: “Ey rabbimiz! Bizden bunu kabul buyur; şüphesiz sen işitensin, bilensin.

Ey rabbimiz! Bizi sana teslim olanlardan eyle, soyumuzdan da sana teslim olacak bir ümmet çıkar. Bize ibadet usullerimizi göster, tövbemizi kabul et. Şüphesiz tövbeleri kabul eden, merhameti bol olan yalnız sensin.

Soyumuzdan, onlara senin âyetlerini okuyacak, kitabı ve hikmeti öğretecek, onları arındıracak bir elçi çıkar rabbimiz! Çünkü yalnız sensin kudret ve hikmet sahibi.” (Bakara 2/127- 129)

İsa (a.s) da şu müjdeyi vermişti:

وَاِذْ قَالَ عٖيسَى ابْنُ مَرْيَمَ يَا بَنٖٓي اِسْرَٓائٖلَ اِنّٖي رَسُولُ اللّٰهِ اِلَيْكُمْ مُصَدِّقاً لِمَا بَـيْنَ يَدَيَّ مِنَ التَّوْرٰيةِ وَمُبَشِّراً بِرَسُولٍ يَأْتٖي مِنْ بَعْدِي اسْمُهُٓ اَحْمَدُؕ فَلَمَّا جَٓاءَهُمْ بِالْبَـيِّنَاتِ قَالُوا هٰذَا سِحْرٌ مُبٖينٌ ﴿٦﴾

Ey İsrailoğulları, ben size Allah’ın elçisiyim, benden önce gelen Tevrat’ı doğrulayıcı ve benden sonra gelecek Ahmet adında bir Peygamberi de müjdeleyici olarak geldim, demişti.” (Saf 61/6)

Peygamberin doğduğu gece

Tarihçiler, peygamberimizin doğduğu gece dünyada olağanüstü bazı olayların meydana geldiğini naklederler.

-          O gece İran'da hükümdar Kisra'nın sarayından 14 sütun yıkılmış,

-          Sava gölü kurumuş,

-          Bin yıldan beri yanan Mecûsilerin ateşi sönmüştü.

Bu olaylar ilerde İran saltanatının yıkılacağına, Bizans İmparatorluğu'nun çökeceğine ve putperestliğin ortadan kalkacağına işaret idi ve öyle de oldu. İslam Tarihi, Asrı Saadet, c.1, s.188.

Hz peygamber Allahın büyük bir lutfudur

لَقَدْ مَنَّ اللّٰهُ عَلَى الْمُؤْمِنٖينَ اِذْ بَعَثَ فٖيهِمْ رَسُولاً مِنْ اَنْفُسِهِمْ يَتْلُوا عَلَيْهِمْ اٰيَاتِهٖ وَيُزَكّٖيهِمْ وَيُعَلِّمُهُمُ الْكِتَابَ وَالْحِكْمَةَۚ وَاِنْ كَانُوا مِنْ قَبْلُ لَفٖي ضَلَالٍ مُبٖينٍ ﴿١٦٤﴾

Andolsun ki içlerinden, kendilerine Allah’ın âyetlerini okuyan, onları arındıran, onlara kitap ve hikmeti öğreten bir peygamber göndermekle Allah, müminlere büyük bir lütufta bulunmuştur. Hâlbuki daha önce onlar, apaçık bir sapkınlık içinde bulunuyorlardı. Âl-i İmrân Suresi – 164

وَمَٓا اَرْسَلْنَاكَ اِلَّا رَحْمَةً لِلْعَالَمٖينَ ﴿١٠٧﴾

Ve seni ancak âlemlere rahmet olarak gönderdik. Enbiyâ Suresi – 107

Muhammed sav son peygamberdir

مَا كَانَ مُحَمَّدٌ اَبَٓا اَحَدٍ مِنْ رِجَالِكُمْ وَلٰكِنْ رَسُولَ اللّٰهِ وَخَاتَمَ النَّبِيّٖنَؕ وَكَانَ اللّٰهُ بِكُلِّ شَيْءٍ عَلٖيماًࣖ ﴿٤٠﴾

Muhammed sizin adamlarınızdan hiçbirinin babası değildir, fakat o Allah’ın elçisidir ve peygamberlerin sonuncusudur. Allah her şeyi bilmektedir. Ahzâb Suresi - 40

Peygamberimiz de şöyle buyurmuştur:

إِنَّ " مَثَلِي وَمَثَلَ الأَنْبِيَاءِ مِنْ قَبْلِي، كَمَثَلِ رَجُلٍ بَنَى بَيْتًا فَأَحْسَنَهُ وَأَجْمَلَهُ، إِلَّا مَوْضِعَ لَبِنَةٍ مِنْ زَاوِيَةٍ، فَجَعَلَ النَّاسُ يَطُوفُونَ بِهِ، وَيَعْجَبُونَ لَهُ، وَيَقُولُونَ هَلَّا وُضِعَتْ هَذِهِ اللَّبِنَةُ؟ قَالَ: فَأَنَا اللَّبِنَةُ وَأَنَا خَاتِمُ النَّبِيِّينَ

"Benimle peygamberlerin benzeri, şu bir kimsenin benzeri gibidir ki, o kişi bir ev yaptırmış, binayı tamamlayıp süslemiş de yalnız bir tuğlası eksik kalmış. Bu durumda halk binaya girip gezmeye başlarlar ve eksik yeri görüp hayret ederek: "Şu bir tuğlanın yeri boş bırakılmış olmasaydı" derler. İşte ben o tuğlayım, ben peygamberlerin sonuncusuyum." Buhârî, Menakıp, 18

Muhammed sav bizden bir ama özeldi

قُلْ اِنَّـمَٓا اَنَا۬ بَشَرٌ مِثْلُكُمْ يُوحٰٓى اِلَيَّ اَنَّـمَٓا اِلٰهُكُمْ اِلٰهٌ وَاحِدٌۚ فَمَنْ كَانَ يَرْجُوا لِقَٓاءَ رَبِّه۪ فَلْيَعْمَلْ عَمَلاً صَالِحاً وَلَا يُشْرِكْ بِعِبَادَةِ رَبِّه۪ٓ اَحَداً ﴿١١٠﴾

De ki: "Ben de ancak sizin gibi bir insanım, (Ne var ki) bana, ‘Sizin ilah'ınız ancak bir tek ilâhtır" diye vahyolunuyor. Kim Rabbine kavuşmayı umuyorsa yararlı bir iş yapsın ve Rabbine ibadette kimseyi ortak koşmasın."  (Kehf 110)

O peygamberlerin efendisi ve en faziletlisi idi

أَنَا سَيِّدُ وَلَدِ آدَمَ يَوْمَ الْقِيَامَةِ، وَأَوَّلُ مَنْ يَنْشَقُّ عَنْهُ الْقَبْرُ، وَأَوَّلُ شَافِعٍ، وَأَوَّلُ مُشَفَّعٍ. [ رواه مسلم ]

"Ben, kıyâmet günü Âdem oğlunun efendisiyim.Kabri ilk açılacak (haşrolunmak için kabrinden ilk çıkacak) ben olacağım.İlk şefaat edecek ve şefaati ilk kabul edilecek de ben olacağım."(Müslim; hadis no: 4223)

Bizzat Rabbi terbiye etmiştir

Rasûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz, hiçbir beşerden ders almadı.

 “Beni Rabbim Terbiye Etti, terbiyemi de pek güzel kıldı.” (Süyûtî, Câmiu’s-Sağîr, I, 12) buyurmak sûretiyle, yegâne mualliminin Cenâb-ı Hak olduğunu ifâde etti.

Peygamber ahlakı

Hz. Peygamber (s.a.s.)  güzel ahlâkı tamamlamak için gönderilmiştir.

وَاِنَّكَ لَعَلٰى خُلُقٍ عَظ۪يمٍ

 “Sen elbette büyük ahlâk sahibisin.”  (Kalem Sûresi , 4)

Hz. Âişe (r.anhe), onun ahlâkını soran Sa’d İbni Hişâm (r.a.)’ya:

كَانَ خُلُقُهُ الْقُرْآنَ

"Peygamberin ahlâkı (yaşayışı), Kur‘ân'dan ibâretti" cevabını verdi. (Ahmed b. Hanbel, Müsned V, 163.)

Hz. Peygamber (s.a.s.) şöyle buyurmuştur:

 إنَّما بعثتُ لأتمِّمَ مَكارِمَ الأخلاقِ

Ben, ( sadece)  güzel ahlâkı tamamlamak (uygulamak) için gönderildim.” (İbn Hanbel, II, 381)

23 yıllık inkılabın sebebi

فَبِمَا رَحْمَةٍ مِنَ اللّٰهِ لِنْتَ لَهُمْۚ وَلَوْ كُنْتَ فَظًّا غَل۪يظَ الْقَلْبِ لَانْفَضُّوا مِنْ حَوْلِكَۖ فَاعْفُ عَنْهُمْ وَاسْتَغْفِرْ لَهُمْ وَشَاوِرْهُمْ فِي الْاَمْرِۚ فَاِذَا عَزَمْتَ فَتَوَكَّلْ عَلَى اللّٰهِۜ اِنَّ اللّٰهَ يُحِبُّ الْمُتَوَكِّل۪ينَ

Ey Muhammed, Allah'ın rahmetinden dolayı sen onlara karşı yumuşak davrandın. Eğer kaba ve katı kalpli olsaydın, şüphesiz etrafından dağılır giderlerdi. Onları affet, onlara bağış dile, iş hakkında onlara danış, fakat karar verdin mi Allah'a güven. Doğrusu Allah kendisine güvenenleri sever.'' (Al-i İmran,159)

 

Hz peygamber Mükemmel bir örnektir

Peygamberimiz (s.a.s.) müminler için mükemmel bir örnektir.

لَقَدْ كَانَ لَكُمْ فِي رَسُولِ اللَّهِ أُسْوَةٌ حَسَنَةٌ لِّمَن كَانَ يَرْجُو اللَّهَ وَالْيَوْمَ الْآخِرَ وَذَكَرَ اللَّهَ كَثِيراً  

Sizin için, Allah’ı ve âhiret gününü umanlar, Allah’ı çokça ananlar için Allah’ın peygamberinde en mükemmel örnek vardır.” Ahzâb Sûresi, 21

Sevgi ve muhabbetin kaybağı

Allah’ın mağfireti ve sevgisini kazanmak Peygamberimiz (s.a.s.)’e tabi olmakla mümkündür.

قُلْ إِن كُنتُمْ تُحِبُّونَ اللّهَ فَاتَّبِعُونِي يُحْبِبْكُمُ اللّهُ وَيَغْفِرْ لَكُمْ ذُنُوبَكُمْ وَاللّهُ غَفُورٌ رَّحِيمٌ 

De ki: Eğer Allah’ı seviyorsanız bana uyunuz ki, Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın.”  (Âl-i İmrân sûresi 3/31)

Gönderiliş gayesi

وَمَٓا اَرْسَلْنَاكَ اِلَّا كَٓافَّةً لِلنَّاسِ بَش۪يراً وَنَذ۪يراً وَلٰكِنَّ اَكْثَرَ النَّاسِ لَا يَعْلَمُونَ

Ey Muhammed, biz seni bütün insanlara ancak müjdeci ve uyarıcı olarak göndermişizdir. Fakat insanların çoğu bunu bilmezler.'' (Sebe,28.)

بُعِثْتُ ِلاُتَمِّمَ مَكَارِمَ الاخْلاَقِ

«Ben güzel ahlakı tamamlamak için gönderildim"  (Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 2, s: 5: 381)

İnsanlığa düşkün bir peygamber

Hz. Peygamber (s.a.s.) mü’minlere çok düşkündür, müminlere karşı şefkat ve merhamet doludur.

لَقَدْ جَٓاءَكُمْ رَسُولٌ مِنْ اَنْفُسِكُمْ عَز۪يزٌۘ عَلَيْهِ مَا عَنِتُّمْ حَر۪يصٌ عَلَيْكُمْ بِالْمُؤْمِن۪ينَ رَؤُ۫فٌ رَح۪يمٌ

فَاِنْ تَوَلَّوْا فَقُلْ حَسْبِيَ اللّٰهُۘ لَٓا اِلٰهَ اِلَّا هُوَۜ عَلَيْهِ تَوَكَّلْتُ وَهُوَ رَبُّ الْعَرْشِ الْعَظ۪يمِ

Andolsun, size içinizden öyle bir peygamber gelmiştir ki, sizin sıkıntıya uğramanız ona ağır gelir, size çok düşkündür, müminlere karşı şefkat ve merhamet doludur. Buna rağmen yüz çevirirlerse de ki: Allah bana yeter, O’ndan başka tanrı yoktur, ben yalnız O’na güvenip dayanırım; O, büyük arşın sahibidir.” (Tevbe, 9/128-129)

Câbir  (r.a.)’den rivayet edildiğine göre, Rasulullah (s.a.s.)  şöyle buyurdu:

مثَلِي ومثَلُكُمْ كَمَثَل رجُلٍ أَوْقَدَ نَاراً فَجَعَلَ الْجَنَادِبُ وَالْفَراشُ يَقَعْنَ فيهَا وهُوَ يذُبُّهُنَّ عَنهَا وأَنَا آخذٌ بحُجَزِكُمْ عَنِ النارِ ، وأَنْتُمْ تَفَلَّتُونَ منْ يَدِي

Benim ve sizin durumunuz, ateş yakıp da, ateşine cırcır böcekleri ve pervaneler düşmeye başlayınca, onlara engel olmaya çalışan adamın durumuna benzer. Ben sizi ateşten korumak için kuşaklarınızdan tutuyorum, siz ise benim elimden kurtulmaya, ateşe girmeye çalışıyorsunuz.” (Müslim, Fezâil 19. Ayrıca bk. Buhârî, Rikâk 26; Tirmizî, Edeb 82)

لَعَلَّكَ بَاخِعٌ نَفْسَكَ اَلَّا يَكُونُوا مُؤْمِنٖينَ ﴿٣﴾

İman etmiyorlar diye neredeyse kendini helâk edeceksin! Şuarâ Suresi – 3

Peygamberi sevmek

قُلْ اِنْ كُنْتُمْ تُحِبُّونَ اللّٰهَ فَاتَّبِعُوني يُحْبِبْكُمُ اللّٰهُ

وَيَغْفِرْ لَكُمْ ذُنُوبَكُمْ وَاللّٰهُ غَفُورٌ رَحيمٌ

(Resûlüm!) De ki: Eğer Allah'ı seviyorsanız bana uyunuz ki, Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın. Allah bağışlayandır, çok merhamet edendir.”

(Al-i İmran, 31)

لاَ يُؤْمِنُ أَحَدُكُمْ حَتَّى أَكُونَ أَحَبَّ إِلَيْهِ مِنْ وَالِدِهِ وَوَلَدِهِ وَالنَّاسِ أَجْمَعِينَ

Sizden biriniz, beni anasından-babasından, çoluk-çocuğundan ve bütün insanlardan daha çok sevmedikçe iman etmiş olmaz”

(Buhâri,İman 8;Müslim,İmân 70)

Sevginin alameti

النَّبِيُّ أَوْلَى بِالْمُؤْمِنِينَ مِنْ أَنفُسِهِمْ وَأَزْوَاجُهُ أُمَّهَاتُهُمْ

Peygamber, mü’minler için kendi canlarından ileridir. Onun eşleri de onların anneleridir.”  Ahzab,   33/6

لاَ يُؤْمِنُ أَحَدُكُمْ حَتَّى أَكُونَ أَحَبَّ إِلَيْهِ مِنْ وَالِدِهِ وَوَلَدِهِ وَالنَّاسِ أَجْمَعِينَ

Sizden biriniz, beni anasından-babasından, çoluk-çocuğundan ve bütün insanlardan daha çok sevmedikçe iman etmiş olmaz” (Buhâri,İman 8;Müslim,İmân 70)

 

ثَلاثٌ مَنْ كُنَّ فِيهِ وَجَدَ بِهِنَّ حَلاَوَةَ الإِيَمَانِ:  أَنْ يَكُونَ اللَّهُ وَرَسُولُهُ أَحَبَّ إِلَيْهِ مِمَّا سِواهُما ، وأَنْ يُحِبَّ المَرْءَ لا يُحِبُّهُ إِلاَّ للَّهِ ، وَأَنْ يَكْرَه أَنْ يَعُودَ في الكُفْرِ  بَعْدَ أَنْ أَنْقَذَهُ اللَّهُ مِنْهُ، كَمَا يَكْرَهُ أَنْ يُقْذَفَ في النَّارِ.

Şu üç özellik kimde bulunursa o kişi, imanın zevkine ermiş olur. Allah ve Resulünü, her şeyden daha çok sevmek, sevdiği kimseyi sadece Allah için sevmek, Allah’ın kendisine iman nasip etmesinden sonra inançsızlığa düşmeyi, ateşe atılıyormuş gibi kötü görmek.” (Buhârî, İman, 9, 14, İkrâh, 1; Müslim, İman, 67)

Kişi sevdiği ile beraberdir

Peygamber sevgisi, Hadis-i şeriflerde şöyle ifade ediliyor:

عن أَنس رضي اللَّه عنه أَن أَعرابياً قال لرسول اللَّه صَلّى اللهُ عَلَيْهِ وسَلَّم : مَتَى السَّاعَةُ ؟ قال رسولُ اللَّه صَلّى اللهُ عَلَيْهِ وسَلَّم : « مَا أَعْدَدْتَ لَهَا ؟ » قال : حُب اللَّهِ ورسولِهِ قال : « أَنْتَ مَعَ مَنْ أَحْبَبْتَ

Enes (r.a)’den şöyle dediği rivayet olunmuştur: Bir bedevi Resûlullah (s.a.s)’e: – Kıyamet ne zaman kopacak? diye sordu. Efendimiz: – “Kıyamet için ne hazırladın?” buyurdu. – Allah ve Resûlünün sevgisini, dedi. Bunun üzerine Hz. Peygamber: – “O halde sen, sevdiğin ile berabersin” buyurdu. (Buhârî, Edeb, 96.)

Peygamberi sevenler inanlarıda severler

مَثَلُ المُؤْمِنِينَ في تَوَادِّهِمْ وَتَرَاحُمِهِمْ وَتَعاطُفِهِمْ مَثَلُ الجَسَدِ إذَا اشْتَكَى مِنْهُ عُضْوٌ تَدَاعَى لَهُ سَائِرُ الجَسَدِ بِالسَّهَرِ وَالحُمَّى.

Mü’minler birbirlerini sevmekte, birbirlerine acımakta ve birbirlerini korumakta bir vücuda benzerler. Vücudun bir uzvu hasta olduğu zaman, diğer uzuvlar da bu sebeple uykusuzluğa ve ateşli hastalığa tutulurlar.” ( Buhârî, Edeb 27)

لَا تَدْخُلُونَ الْجَنَّةَ حَتَّى تُؤْمِنُوا وَلَا تُؤْمِنُوا حَتَّى تَحَابُّوا أَوَلَا أَدُلُّكُمْ عَلَى شَيْءٍ إِذَا فَعَلْتُمُوهُ تَحَابَبْتُمْ أَفْشُوا السَّلَامَ بَيْنَكُمْ

"Allah'a yemin ederim ki; sizler iman etmedikçe cennete giremezsiniz. Birbirinizi sevmedikçe de gerçek iman etmiş olamazsınız. Yaptığınızda birbirinizi seveceğiniz bir şey öğreteyim mi? Aranızda selamı yayınız." (Müslim, İman,  81)

Peygamberi sevenler birlik olurlar

يَا اَيُّهَا الَّذٖينَ اٰمَنُوا ادْخُلُوا فِى السِّلْمِ كَافَّةً وَلَا تَتَّبِعُوا خُطُوَاتِ الشَّيْطَانِ اِنَّهُ لَكُمْ عَدُوٌّ مُبٖينٌ

Ey iman edenler! Hep birden barışa girin. Sakın şeytanın peşinden gitmeyin. Çünkü o, apaçık düşmanınızdır.” ( 2.208 )

المُؤمِنُ لِلمؤمنِ كَالبُنْيَان يَشُدُّ بَعْضُهُ بَعْضاً

Mü’minin mü’mine karşı durumu, bir parçası diğer parçasını sımsıkı kenetleyip tutan binalar gibidir.”  (Nesâî, Zekât 66)

Peygambere karşı Vefalı olmak

لِكُلِّ غَادِرٍ لِوَاءٌ يَوْمَ الْقِيَامَةِ يُعْرَفُ بِهِ

Kıyamet gününde her vefasızın, vefasızlığının bir göstergesi olarak bir sancağı olacaktır....”  (Müslim, Cihad ve Siyer, 14)

 

VEFALI OLMA

Vadine, ahdine ve yeminine sadık kalmak, borcunu ödemek, görülen iyilikleri unutmamak, dostlarını unutmamak, dostluk ve iyilikte bulunanlara misliyle veya daha güzeliyle karşılık vermek , zor zamanları beraber aşmak, içten bağlılık,

وَاَوْفُوا بِعَهْد۪ٓي اُو۫فِ بِعَهْدِكُمْ وَاِيَّايَ فَارْهَبُونِ ﴿٤٠﴾

“…Bana verdiğiniz ahde vefa gösterin ki ben de size verdiğim sözü yerine getireyim. Yalnız benden korkun.”  (Bakara 40)

اَلَّذ۪ينَ يُوفُونَ بِعَهْدِ اللّٰهِ وَلَا يَنْقُضُونَ الْم۪يثَاقَۙ ﴿٢٠﴾

Onlar, Allah'a verdikleri sözü yerine getiren ve sözleşmeyi bozmayanlardır.”  (Ra'd 20)

اِنَّ اللّٰهَ اشْتَرٰى مِنَ الْمُؤْمِن۪ينَ اَنْفُسَهُمْ وَاَمْوَالَهُمْ بِاَنَّ لَهُمُ الْجَنَّةَۜ يُقَاتِلُونَ ف۪ي سَب۪يلِ اللّٰهِ فَيَقْتُلُونَ وَيُقْتَلُونَ وَعْدًا عَلَيْهِ حَقًّا فِي التَّوْرٰيةِ وَالْاِنْج۪يلِ وَالْقُرْاٰنِۜ وَمَنْ اَوْفٰى بِعَهْدِه۪ مِنَ اللّٰهِ فَاسْتَبْشِرُوا بِبَيْعِكُمُ الَّذ۪ي بَايَعْتُمْ بِه۪ۜ وَذٰلِكَ هُوَ الْفَوْزُ الْعَظ۪يمُ

Allah, müminlerden, canlarını ve mallarını, kendilerine cennet vermek üzere satın almıştır: Allah yolunda çarpışacaklar da öldürecekler ve öldürülecekler. Bu, Tevrat'ta da, İncil'de de Kur'ân'da da Allah'ın kendi üzerine yüklendiği bir ahittir. Allah'dan ziyade ahdine riayet edecek kim vardır? O halde yaptığınız alışveriş ahdinden dolayı size müjdeler olsun! Ve işte o büyük kurtuluş budur. Tevbe Sûresi(9) 111

Rasülullah (sav)’ın Emaneti: ve tavsiyesi

« أَلا أَيُّهَا النَّاسُ ، فَإِنَّمَا أَنَا بَشَرٌ يُوشِكُ أَنْ يَأْتِيَ رسولُ ربي فَأُجيبَ ، وأَنَا تَارِكٌ فِيكُمْ ثَقَلَيْنِ : أَوَّلهُما كِتابُ اللَّهِ ، فِيهِ الهُدى وَالنُّورُ ، فَخُذُوا بِكِتابِ اللَّه ، وَاسْتَمْسِكُوا به» فَحثَّ على كِتَابِ اللَّه ، ورغَّبَ فِيهِ . ثمَّ قَالَ « وأَهْلُ بَيْتِي ، أُذكِّركم اللَّه في أهلِ بيْتي ، أذكِّرُكم اللَّه في أهل بيتي »

Birgün Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem, Mekke ile Medine arasındaki Hum suyu başında ayağa kalkarak bize bir konuşma yaptı. Allah’a hamd ü senâdan sonra bize öğüt verdi. Sonra da şöyle buyurdu:

- “Ey insanlar! Ben de bir insanım. Yakında Rabbimin elçisi bana da gelecek ve ben onun dâvetine uyup gideceğim. Size iki önemli şey bırakıyorum. Biri, insanı doğruya götüren bir rehber ve nur olan Allah’ın Kitâbı Kur’an’dır. Ona yapışın ve sımsıkı sarılın!”

Peygamber aleyhisselâm Kur’an’a sarılma ve ona bağlanma konusunda tavsiyelerde bulundu. Sonra sözüne şöyle devam etti:

“Size bir de Ehl-i beyt’imi bırakıyorum. Allah’dan korkun da Ehl-i beyt’ime saygılı davranın! Allah’dan korkun ve Ehl-i beyt’ime saygılı davranın!.”   (Müslim, Fezâilü’s–Sahabe, 36)

Peygamberi takip etmemek pişmanlıktır

Hz. Peygamber (s.a.s.)’e tabi olmayanlar kıyamet günü pişmanlık duyacaklardır.

وَيَوْمَ يَعَضُّ الظَّالِمُ عَلٰى يَدَيْهِ يَقُولُ يَا لَيْتَنِي اتَّخَذْتُ مَعَ الرَّسُولِ سَب۪يلاً

يَا وَيْلَتٰى لَيْتَن۪ي لَمْ اَتَّخِذْ فُلَاناً خَل۪يلاً

لَقَدْ اَضَلَّن۪ي عَنِ الذِّكْرِ بَعْدَ اِذْ جَٓاءَن۪يۜ وَكَانَ الشَّيْطَانُ لِلْاِنْسَانِ خَذُولاً

O gün zâlim olan kimse ellerini ısıracak, ah keşke ben de peygamberle beraber bir yol tutsaydım. Vay bana!. Keşke falanı dost edinmeseydim. Bana Kur’an gelmişken, gerçekten beni ondan o saptırdı. Şeytan insanı yapayalnız, yardımcısız bırakır” diyecektir (Furkân sûresi, 27

Kurandan sonra ikinci kaynağımz sünneti rasul dür

Kur’ân-ı Kerîm’de şöyle buyurulmaktadır:

وَمَا آتَاكُمُ الرَّسُولُ فَخُذُوهُ وَمَا نَهَاكُمْ عَنْهُ فَانتَهُوا

Peygamber size ne verirse onu alın, neyi yasaklarsa ondan da kaçının!” [Haşr sûresi (59), 7].

Yüce Allah Peygamberimize “helal ve haram kılma” görevi vermiştir.

وَيُحِلُّ لَهُمُ الطَّيِّبَاتِ وَيُحَرِّمُ عَلَيْهِمُ الْخَبَٓائِثَ

“…(O ümmî Peygamber), onlara temiz şeyleri helal, pis şeyleri haram kılar...” (Araf, 157. bk. Tevbe, 29) anlamındaki âyet bunun açık delilidir

Kur'ân’ı Kerim’de yer almadığı halde Peygamberimizin haram olduğunu bildirdiği bir çok husus vardır.

Mesela; bir kadının teyzesi, halası, kız ve erkek kardeşlerinin kızları ile bir nikah altında bulundurulması , (Buhârî, Nikah, 27) ehli merkep, (Müslim, Sayd, 24) katır, aslan, kaplan, fil, kurt, maymun, köpek gibi pençesi bulunan vahşi hayvanların; kartal, atmaca, şahin ve doğan gibi tırnaklarıyla avlanan yırtıcı kuşların ve fare, köstebek ve akrep gibi haşeratın etlerinin yenilmesi (Ebu Davud, Et’ıme, 33) erkeklerin altın zinet takınmaları ve ipek elbiseler giymeleri, altın ve gümüş kaplardan su içilmesi ve yemek yenilmesi (Tirmizi, Libas, 1-2) Peygamberimiz tarafından yasaklanmıştır.

(  Nisa suresinde evlenilmesi haram olanlar 23-24 ayetlerinde sayılmış sonra “bunlardan ötesi size helal kılındı” denilmiştir. Ayetlerde, hadiste zikredilen kadınlar yoktur. Dolayısıyla bu hadis, 4/24 ayetini tahsis etmektedir. (M. Ebu Zehra))

Peygambere tabi olmak em akli hem zaruridir

İmam-ı Gazali bu hususta şöyle der:

“İnsan aklı, öldürücü zehirle faydalı ilaçlan birbirinden ayırmaya yetmediği ve mutlaka bir doktora veya eczacıya ihtiyaç duyduğu gibi, dünya ve âhirette kendisini kurtuluşa erdirecek inanç ve amelleri de kendi başına bilip bulamaz. Kendisini felâkete düşürecek işlerden, saadete ulaştıracak işleri açık olarak ayıramaz. Mutlaka bir rehbere ihtiyaç vardır. O rehber de peygamberlerdir.” (Gazali, İhya, I, 291.)

İşte bu ve benzeri sebeplerle Allah rahmetinin bir sonucu olarak peygamberler göndermiştir:

وَمَٓا اَرْسَلْنَاكَ اِلَّا رَحْمَةً لِلْعَالَم۪ينَ

 “Biz seni ancak âlemlere rahmet olarak gönderdik” (Enbiya, 107)

لَقَدْ مَنَّ اللّٰهُ عَلَى الْمُؤْمِنٖينَ اِذْ بَعَثَ فٖيهِمْ رَسُولاً مِنْ اَنْفُسِهِمْ يَتْلُوا عَلَيْهِمْ اٰيَاتِهٖ وَيُزَكّٖيهِمْ وَيُعَلِّمُهُمُ الْكِتَابَ وَالْحِكْمَةَۚ وَاِنْ كَانُوا مِنْ قَبْلُ لَفٖي ضَلَالٍ مُبٖينٍ ﴿١٦٤﴾

Andolsun ki içlerinden, kendilerine Allah’ın âyetlerini okuyan, onları arındıran, onlara kitap ve hikmeti öğreten bir peygamber göndermekle Allah, müminlere büyük bir lütufta bulunmuştur. Hâlbuki daha önce onlar, apaçık bir sapkınlık içinde bulunuyorlardı. Âl-i İmrân Suresi – 164

Peygamberimize karşı üç vazifemiz

1 Anmak    2 Anlamak      3 Yaşamak

Anmak

اِنَّ اللّٰهَ وَمَلٰٓئِكَتَهُ يُصَلُّونَ عَلَى النَّبِيِّؕ يَٓا اَيُّهَا الَّذٖينَ اٰمَنُوا صَلُّوا عَلَيْهِ وَسَلِّمُوا تَسْلٖيماً ﴿٥٦﴾

Allah ve melekler peygambere salât ediyorlar; ey iman edenler, siz de ona salât ve selâm okuyun. Ahzâb Suresi – 56

Her mekanda dillendirmek

Seminerler yapmak

Namazlarda camilerde selavat getirmek

Anlamak

Peygamber sav rol modeldir

لَقَدْ كَانَ لَكُمْ فٖي رَسُولِ اللّٰهِ اُسْوَةٌ حَسَنَةٌ لِمَنْ كَانَ يَرْجُوا اللّٰهَ وَالْيَوْمَ الْاٰخِرَ وَذَكَرَ اللّٰهَ كَثٖيراًؕ ﴿٢١﴾

İçinizden Allah’ın lutfuna ve âhiret gününe umut bağlayanlar, Allah’ı çokça ananlar için hiç şüphe yok ki, Resûlullah’ta güzel bir örneklik vardır.

 

Anlamak için onu okumalıyız

Aile hayatını okumalı

Komşuluk ilişkilerini okumalı

Ticaret anlayişini okumalı

Çocuklarla ilişkilerini okumalıyız

Gayri Müslümlerle ilişkilerini okumak

Nasıl ibadet yaptığını okumak

Nasıl allah yolunda infak ettiğini okumalı

Nasıl cihad ettiğini okumalı vss……

Yaşamak

Peygamberin getirdiklerine tabi olmak

 

تركتُ فِيكُمْ أمرينِ لَنْ تَضِلُّوا ما تَمَسّكتُمْ بِهِمَا: كِتَابَ اللّهِ تَعالَى، وَسُنّةَ رَسُولِهِ.

  Hz. Peygamber (s.a.v) şöyle buyurmuştur:

 "Size iki şey bırakıyorum. Bunlara uyduğunuz müddetçe asla sapıtmayacaksınız:

 Allah'ın Kitab'ı ve Resûlünün sünneti.  (Muvatta, Kader, 46, II, 899)

مَنْ أطَاعَنِي فَقَدْ أطَاعَ اللّهَ، وَمَنْ عَصَانِي فَقَدْ عَصَى اللّهَ

"Kim bana itaat ederse, muhakkak ki Allah'a itaat etmiştir. Kim de bana isyan ederse muhakkak ki Allah'a isyan etmiştir. (İbrahim Canan, Kutub-i Sitte Tercüme ve Şerhi, Akçağ Yayınları: 16/482.)

قَالَ رَسُولُ اللّهِ: كُلَّ أُمَّتِى يَدْخُلُونَ الْجَنَّةَ إَّ مَنْ أبَى. فقَالُوا: مَنْ يَأبَى؟ قَالَ: مَنْ أطَاعَنِى دَخَلَ الْجَنَّةَ، وَمَنْ عَصَانِى فَقَدْ أبَى

"İmtina edenler hariç, bütün ümmetim cennete girecektir!" buyurmuşlardı.

"İmtina edenler de kim?" dediler.

"Kim bana itaat ederse cennete girer, kim asi olur (itaat etmezse) o imtina etmiş demektir!"[ İbrahim Canan, Kutub-i Sitte Tercüme ve Şerhi, Akçağ Yayınları: 13/76] Buyurdular.

مَنْ أَحْيَا سُنَّتِي فَقَدْ أَحَبَّنِي ‏.‏ وَمَنْ أَحَبَّنِي كَانَ مَعِي فِي الْجَنَّةِ

Kim benim sünnetimi ihya ederse beni sevmiş  olur. Beni seven de cennette benimle beraber  olur.” (Tirmîzi, Sünen, İlim, 39/16)

Sünnetin önemi

Rasûlüllah (s.a.s) şöyle buyurmaktadır:

“Dinin elden çıkışı sünnetin terkiyle başlar. Halat nasıl lif lif kopup parçalanırsa, din de sünnetin birer birer terkedilmesiyle ortadan kalkar.” (Dârimî, Mukaddime 16)

Hayatın Her Noktasında Sünnet Vardır:

 

Hz. Peygamber’in harb-sulh, ibadet-ticaret, hak ve adâlet, suç-cezâ gibi ciddî ve önemli konularla meşgul olması hemen herkes tarafından pek tabiî karşılandığı halde, onun, günlük insan hareketlerinin biçim ve şekilleriyle de meşgul olmasını bazıları akıllarına sığdıramayabilirler. Nitekim Selmân-ı Fârisî’ye bir müşrik biraz da alaylı bir edâ ile şöyle dedi:

— Görüyorum ki dostunuz Muhammed, size her şeyi, ama her şeyi, hatta helâya nasıl oturacağınızı bile öğretiyor?

Selmân, gayet ciddî bir edâ ile:

- Evet, gerçekten de öyle, diye onu tasdik ettikten sonra Hz. Peygamber’in tuvalet âdâbıyla ilgili tavsiyelerini sıraladı (Müslim, Tahâre 57-58).

Sünneti lüzumsuz görenleri Peygamberimiz şu şekilde uyarmıştır:

 “Benim emrettiğim veya nehyettiğim bir konu kendisine iletildiğinde, sakın sizden birinizi, koltuğuna yaslanmış olarak,

 “biz onu bunu bilmeyiz, Allah’ın kitabında ne bulursak ona uyarız, işte o kadar” derken bulmayayım!” (Ebû Davûd, Sünnet 5)

 

وَمَٓا اٰتٰيكُمُ الرَّسُولُ فَخُذُوهُ وَمَا نَهٰيكُمْ عَنْهُ فَانْتَهُواۚ وَاتَّقُوا اللّٰهَۜ اِنَّ اللّٰهَ شَد۪يدُ الْعِقَابِۢ

Peygamber size ne vermişse onu alın ve size neyi yasaklamışsa ondan kaçının. Allah’a karşı saygısızlık etmekten sakının. Kuşkusuz Allah cezalandırmada çok çetindir.” (Haşr:7)

NEDEN

وَمَا يَنْطِقُ عَنِ الْهَوَى    “O, nefis arzusu ile konuşmaz.” اِنْ هُوَ اِلاَّ وَحْىٌ يُوحَى   “O’nun size aktardığı sözler, kendi-sine indirilen ilâhî haberden başka birşey değildir.”  (Necm, 53/3-4)

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

SELIM BİR KALP SAHİBİ OLABİLMEK

BAYRAMI TADINDA YAŞAMA

Aile hakkında