ISLAM VE SOSYAL ADALET
ISLAM VE SOSYAL ADALET
إِنَّ اللَّهَ
يَأْمُرُ بِالْعَدْلِ وَالْإِحْسَانِ وَإِيتَاءِ ذِي الْقُرْبَى وَيَنْهَى عَنِ
الْفَحْشَاءِ وَالْمُنْكَرِ وَالْبَغْيِ يَعِظُكُمْ لَعَلَّكُمْ تَذَكَّرُونَ
“Muhakkak ki Allah, adaleti, iyiliği, akrabaya yardım etmeyi emreder, çirkin işleri, fenalık ve azgınlığı da yasaklar. O, düşünüp tutasınız diye size öğüt veriyor.”[ Nahl Suresi - 90]
Adalet Tanımı:
Adalet: Düzenli ve dengeli davranma,
dengelemek, dengeli davranmak, tesviye edip düzeltmek, bir şeyi uygun yere
koymak, bir hakkı sahibine vermek anlamlarına gelir.
Bu kavramın içinde insaf, hakkaniyet,
istikamet mânâları da vardır. Dolayısıyla adaletli davranmak, bir şeyi, bir
işi hakkaniyet ve insaf ölçülerine göre yapmak demektir.
Adalet: Yukarıdaki
manalardan hareketle
1-Alış verişte
2-Toplumsal ilişkilerde
3-İbadet ve itaatte
4-idari ve hüküm vermelerde
5-Aile ilişkilerinde
Hakkaniyet çizgisinde her şeyi yerli yerinde
aslına uygun bir şekilde içra etmek ortaya koymaktır.
İslâm’da adalet mefhumu
Her ferdin ve her toplumun karşılıklı olarak
işlerinde değişmez bir ölçü konmuş,
İstek ve heveslere yer verilmemiş,
Sevgi ve nefretlere uyulmamış,
Akrabalık ve yakınlık gözetilmemiş,
Zengin-fakir, kuvvetli ve zayıf ayırımı
yapılmamıştır.
Bir ferdin, bir ailenin, bir toplumun, bir milletin barış, huzur, güven, birlik ve beraberlik içinde yaşayabilmesi, toplumu ayakta tutan dinamiklerin hakim, diri ve canlı olmasına bağlıdır.
Hz. Ebû Bekir şöyle demiştir:
“Kuvvete dayanmayan adâlet âcizdir. Adâlete
dayanmayan kuvvet ise zâlimdir.”
Allahin isimleri
El Adl: Adil, insaflı, her şeyi yerli yerinde yapan, her şeyi
hak ve doğru olan
el-Muksit: Adaletle hükmeden, bütün işlerini uygun ve denk olarak
yerli yerinde yapan, mazlumların hakkını zalimlerden alan, her işinde dengeyi
kuran demektir.
Allah hiç
kimseye zülm etmez
وَنَضَعُ الْمَوَازٖينَ الْقِسْطَ لِيَوْمِ الْقِيٰمَةِ فَلَا تُظْلَمُ نَفْسٌ شَيْپًا وَاِنْ كَانَ مِثْقَالَ حَبَّةٍ مِنْ خَرْدَلٍ اَتَيْنَا بِهَا وَكَفٰى بِنَا حَاسِبٖينَ
“Biz, kıyamet günü için adalet terazileri kurarız. Artık
kimseye, hiçbir şekilde haksızlık edilmez. (Yapılan iş,) bir hardal tanesi
kadar dahi olsa, onu (adalet terazisine) getiririz. Hesap gören olarak biz
(herkese) yeteriz.” (Enbiya 47)
Adaletin zıddı:ZÜLM
Geniş kapsamlı bir kavram olan adâletin zıddı
ise; “zulüm, hıyanet ve insafsızlık”tır. Dengesiz tüm tutum ve davranışlar
adaletsizliği içersine girer
En büyük zülm
ise Hakk olanı inkar etmektir
شَهِدَ اللّٰهُ
اَنَّهُ لَٓا اِلٰهَ اِلَّا هُوَۙ وَالْمَلٰٓئِكَةُ وَاُو۬لُوا الْعِلْمِ
قَٓائِماً بِالْقِسْطِؕ لَٓا اِلٰهَ اِلَّا هُوَ الْعَزٖيزُ الْحَكٖيمُؕ
Allah, hak ve adaleti ayakta tutarak,
kendinden başka ilah olmadığını şahitlik etti; melekler ve ilim sahipleri de
bunu ikrar ettiler. (Evet) O’ndan başka ilah yoktur; O mutlak güç ve hikmet
sahibidir. Âl-i İmrân Suresi – 18
Hakk olanı tayin edende Allahtır cc
اِنَّٓا
اَنْزَلْـنَٓا اِلَيْكَ الْكِتَابَ بِالْحَقِّ لِتَحْكُمَ بَيْنَ النَّاسِ بِمَٓا
اَرٰيكَ اللّٰهُؕ وَلَا تَكُنْ لِلْخَٓائِنٖينَ خَصٖيماًۙ
İnsanlar arasında Allah’ın sana gösterdiğine
göre hükmedesin diye hakkı içeren kitabı sana indirdik; hainlerden taraf olma! Nisâ Suresi – 105
وَتَمَّتْ كَلِمَتُ رَبِّكَ صِدْقًا وَعَدْلًا لَا
مُبَدِّلَ لِكَلِمَاتِهٖ وَهُوَ السَّمٖيعُ الْعَلٖيمُ
“Rabbinin sözü, doğruluk ve adalet bakımından
tamamlanmıştır (tamdır). O'nun sözlerini değiştirecek kimse yoktur. O
işitendir, bilendir.” (EN'ÂM 115.)
Adaletin korunması, gözetilmesi insana verilmiştir
Yani insan, sadece kendine âit hakları değil,
bütün varlıkların haklarını korumakla da vazifelidir. Yani bitkilerin de,
hayvanların da, eşyanın da, insanların da haklarının muhâfaza mesûliyeti, insana âittir.
Kediyi asli hakkından mahrum eden kadın
"Bir kadın, bir kediyi kapalı bir yere
hapsetti. Kediye yiyecek, içecek vermedi. Dışarıda bir şey bulup yemesi için
serbest de bırakmadı. Kedi öldü ve kadın da bu yüzden Cehenneme müstahak
oldu." (Hadisi nakleden: Buhari [3.553]; Müslim).
Rasulullah (s.a.s.) buyurdular ki:
اَلرَّاحِمُونَ يَرْحَمُهُمُ الرَّحْمَنُ اِرْحَمُوا مَنْ فِي الْأَرْضِ
يَرْحَمْكُمْ مَنْ فِي السَّمَاءِ
“Allah, merhametli olanlara rahmetle muamele eder.
Öyleyse, sizler yeryüzündekilere karşı merhametli olun ki, semâda bulunanlar da
size rahmet etsinler” Tirmizi
Bunun öncüleri
ve temsilcileri peygamberlerdir
فَلِذٰلِكَ فَادْعُ وَاسْتَقِمْ كَمَا اُمِرْتَ وَلَا
تَتَّبِعْ اَهْوَاءَهُمْ وَقُلْ اٰمَنْتُ بِمَا اَنْزَلَ اللّٰهُ مِنْ كِتَابٍ
وَاُمِرْتُ لِاَعْدِلَ بَيْنَكُمْ اَللّٰهُ رَبُّنَا وَرَبُّكُمْ لَنَا
اَعْمَالُنَا وَلَكُمْ اَعْمَالُكُمْ لَا حُجَّةَ بَيْنَنَا وَبَيْنَكُمْ اَللّٰهُ
يَجْمَعُ بَيْنَنَا وَاِلَيْهِ الْمَصٖيرُ
“İşte onun için sen (tevhide) dâvet et ve emrolunduğun gibi dosdoğru ol. Onların heveslerine uyma ve de ki: Ben Allah'ın indirdiği Kitab'a inandım ve aranızda adaleti gerçekleştirmekle emir olundum. Allah bizim de Rabbimiz, sizin de Rabbinizdir. Bizim işlediklerimiz bize, sizin işledikleriniz de sizedir. Aramızda tartışılabilecek bir konu yoktur. Allah hepimizi bir araya toplar, dönüş de O'nadır.” (ŞÛRÂ 15)
Hz peygambere
iftara
Hz. Câbir İbnu Abdillah radıyallahu anh
anlatıyor:
"Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm
Cürrâne'de, işlenmemiş altın ve ganimetleri taksim ediyordu. Taksim edilen mal
Hz. Bilal'in eteğinde idi.
Bir
adam: "Ey Muhammed adil ol! Çünkü
adalet etmiyorsun!" dedi. Aleyhissalâtu vesselâm:,
"Yazık sana! Eğer ben de adil olmazsam,
benden sonra kim daha âdil olur?" diye mukabele etti.
Hz. Ömer, (Resûlullah'ın üzüldüğünü
farkederek):
"Ey Allah'ın Resülü! Bana müsaade
buyurun, şu münafığın kellesini uçurayım!" talebinde bulundu.
Aleyhissalâtu vesselâm:
"İşte bu adamın mutlaka arkadaşları -veya
arkadaşcıkları- var. Bunlar Kur'ân'ı okurlar, ama okudukları gırtlaklarından
aşağı geçmez. Bunlar, okun avı delip geçmesi gibi dinden çıkıp giderler!"
buyurdular."
Adalet
mutlaktır ayrımcılık tarafgirlik yapılamaz
يَآاَيُّهَا
الَّذِينَ اَمَنُوا كُونُوا قَوَّامِينَ بِالْقِسْطِ شُهَدَاءَ لِلَّهِ وَلَوْ
عَلَى اَنْفُسِكُمْ اَوِ الْوَالِدَيْنِ وَاْلاَقْرَبِينَ اِنْ يَكُنْ غَنِيًّا
اَوْ فَقِيرًا فَاللهُ اَوْلَى بِهِمَا فَلاَ تَتَّبِعُوا الْهَوَى اَنْ
تَعْدِلُوا وَاِنْ تَلْوُا اَوْ تُعْرِضُوا فَاِنَّ اللهَ كَانَ بِمَا تَعْمَلُونَ
خَبِيرًا
"Ey iman edenler! Kendiniz, ana babanız
ve en yakınlarınızın aleyhine de olsa Allah için şahitlik yaparak adaleti
titizlikle ayakta tutan kimseler olun. (Şahitlik ettikleriniz) zengin veya
fakir de olsalar (adaletten ayrılmayın). Çünkü Allah ikisine de daha yakındır
(Onları sizden çok kayırır). Öyle ise adaleti yerine getirmede nefsinize
uymayın. Eğer (şahitlik ederken gerçeği) çarpıtırsanız veya (şahitlikten)
çekinirseniz (bilin ki) şüphesiz Allah, yaptıklarınızdan hakkıyla
haberdardır." (Nisa, 4/135)
يَٓا اَيُّهَا
الَّذٖينَ اٰمَنُوا كُونُوا قَوَّامٖينَ لِلّٰهِ شُهَدَٓاءَ بِالْقِسْطِؗ وَلَا
يَجْرِمَنَّكُمْ شَنَاٰنُ قَوْمٍ عَلٰٓى اَلَّا تَعْدِلُواؕ اِعْدِلُواࣞ هُوَ
اَقْرَبُ لِلتَّقْوٰىؗ وَاتَّقُوا اللّٰهَؕ اِنَّ اللّٰهَ خَبٖيرٌ بِمَا
تَعْمَلُونَ
Ey iman edenler! Allah için hakkı ayakta
tutun, adaletle şahitlik eden kimseler olun. Herhangi bir topluluğa duyduğunuz
kin, sizi adaletsiz davranmaya itmesin. Adaletli olun; bu, takvâya daha
uygundur. Allah’tan korkun. Şüphesiz Allah yaptıklarınızdan haberdardır. Mâide Suresi - 8 .
"kavvam" Allah için adaletli davranmak, doğru hüküm vermek ve
koruyup gözetmek manasındadır
Kıst “adaleti ayakta tutan”
Ebü’l-Hasan el-Eş‘arî, muksıt ismine
“âdil” mânası verdikten sonra adlin “yerli yerinde ve dengeli iş görme;
hakkaniyetle hüküm verme” anlamlarını göz önünde bulundurmuş olmalıdır ki ilâhî
adaletin iki şekilde gerçekleştiğini kaydeder.
Bunlardan biri tabiatı dengeli ve âhenkli bir
şekilde yaratıp yönetmek, diğeri de hakkaniyetle hükmetmektir
وَاِنْ
طَٓائِفَتَانِ مِنَ الْمُؤْمِنٖينَ اقْتَتَلُوا فَاَصْلِحُوا بَيْنَهُمَاۚ فَاِنْ
بَغَتْ اِحْدٰيهُمَا عَلَى الْاُخْرٰى فَقَاتِلُوا الَّتٖي تَبْغٖي حَتّٰى
تَفٖٓيءَ اِلٰٓى اَمْرِ اللّٰهِۚ فَاِنْ فَٓاءَتْ فَاَصْلِحُوا بَيْنَهُمَا
بِالْعَدْلِ وَاَقْسِطُواؕ اِنَّ اللّٰهَ يُحِبُّ الْمُقْسِطٖينَ
Eğer müminlerden iki grup birbiriyle kavgaya
tutuşursa hemen aralarını düzeltin; ikisinden biri diğerinin hakkına tecavüz
etmiş olursa -Allah’ın emrine geri dönünceye kadar- haksızlığa sapanlara karşı
savaşın; dönerlerse aralarındaki anlaşmazlığı adaletle çözüme bağlayın ve
herkese hakkını verin. Allah hakkı yerine getirenleri sever. Hucurat suresi 9
Gazzâlî kulun muksıt isminden
edinebileceği nasibi de şöyle açıklamıştır: “Önce mazlumun kendisinde bulunan
hakkını vermek, ardından başkasında olan hakkını alıp ona teslim etmek ve nefsi
için başkasından intikam almamak.” Allah’ın kevnî-fiilî isim ve sıfatları
arasında yer alan muksıt adl, hakem, latîf ve müntakım isimleriyle anlam
yakınlığı içinde bulunur.
Kin öfke ve hased adalet duygusunu ortadan kaldırır
فقالَ عليه
الصلاةُ والسلامُ
الحَسَدُ
وَالبَغْضَاءُ ، هِيَ الحَالِقَةُ ، لا أَقُولُ تَحْلِقُ الشَّعَرَ وَلَكِنْ تَحْلِقُ
الدِّينَ
Haset etmek ve kin beslemek tiraş eder. Dikkat edin ben sacınızı tiraş eder demiyorum bilakis didinizi kökünden kazır Ahmen ıbn Hanbel
Cezalandırmada
dahi adalet şarttır
وَإِنْ عَاقَبْتُمْ فَعَاقِبُوا بِمِثْلِ مَا عُوقِبْتُمْ
بِهِ وَلَئِنْ صَبَرْتُمْ لَهُوَ خَيْرٌ لِلصَّابِرِينَ
“Eğer cezâ verecekseniz, size yapılan eziyetin
misliyle cezâ verin. Ama sabrederseniz, elbette o, sabredenler için daha
hayırlıdır.” Nahl, 126.
Muksit olanlar
cennet ehlinden olanlardır
قال رسولُ اللَّهِ صَلّى اللهُ عَلَيْهِ وسَلَّم: « إنَّ المُقسِطينَ عِنْدَ اللَّهِ عَلى مَنابِرَ مِنْ نورٍ : الَّذِينَ يعْدِلُونَ في حُكْمِهِمْ وأَهليهِمْ وما وُلُّوا » رواهُ مسلم
“Verdiği hükümlerde, ailesinin ve halkın
yönetiminde adaletli davranan yöneticiler, kıyamet gününde Allah Teâlânın
yanında nurdan yüksek koltuklar üzerinde otururlar.” Nesai, Müslim,
“İmâre", 18)
“Cennetlikler
üç gruptur. Bunlar: Âdil ve başarılı devlet başkanı,
yakınlarına ve Müslümanlara karşı merhametli ve yufka yürekli olan kişi, ailesi
kalabalık olduğu halde haram kazançtan sakınıp kimseden bir şey istemeyen
adamdır.” (Müslim, Cennet 63)
قال رسُولُ
اللَّهِ صلَّى اللَّهُ عليهِ وسَلَّم " إنَّ أحبَّ النَّاسِ إلى اللهِ يَوْمَ
القِياَمةِ، وأدْناهُم منهُ مَجْلِساً، إمامٌ عادلٌ. وأبْغضَ النَّاسِ إلى اللهِ،
وأبْعدَهُم منهُ مجلِساً إمامٌ جائِرٌ".
Peygamber (s.a.s.):". “Kıyamet gününde insanların Allah’u Teâlâ’ya en sevgili olanı ve Allah’a en
yakın bulunanı adil devlet başkanıdır. Kıyamet gününde insanların Allah’a en
sevimsizi ve makamca da Allah’tan en uzak bulunanı zalim devlet başkanıdır.” Tirmizî, Ahkâm, 4 (1329) c.3 s.617
Peygamberimizin
Sav. Üsame b. Zeyd`i uyarması
Mekke’nin fethi esnasında, soylu bir kadın
hırsızlık yapmış ve cezaya mahkûm olmuştu. Bu kadının affedilmesi için
yakınları, Peygamber (s.a.s)’in sevdiği bir kişi olan Üsame b. Zeyd’i aracı
kıldılar. Üsame, Hz. Peygamber ile konuştu ve şu cevabı aldı:
«أَتَشْفَعُ في حَدٍّ مِنْ حُدُودِ اللَّهِ
تَعَالى ؟» ثم قام فاحتطب ثُمَّ قَالَ : « إِنَّمَا أَهلَكَ الَّذينَ قَبْلَكُمْ
أَنَّهمْ كَانُوا إِذا سَرَقَ فِيهم الشَّرِيفُ تَرَكُوهُ، وَإِذا سَرَقَ فِيهِمُ
الضَّعِيفُ ، أَقامُوا عَلَيْهِ الحَدَّ ، وَايْمُ اللَّهِ لَوْ أَنَّ فاطِمَةَ
بِنْبتَ مُحَمَّدٍ سَرَقَتَ لَقَطَعْتُ يَدَهَا »
“Üsame! Seni Allah’ın koymuş olduğu herhangi
bir cezanın uygulanmaması için aracılık yapar görmeyeyim.” Resûlullah (s.a.s),
sonra bir konuşma yaparak şunları söyledi:
“
Şüphesiz sizden önceki milletlerin mahvolmasının başlıca sebeplerinden birisi,
içlerinden asil (soylu) bir kişi hırsızlık yaptığında onu (cezadan)
affetmeleri, zayıf birisi hırsızlık yaptığında ise, ona ceza uygulamalarıdır.
Allah’a yemin olsun ki, eğer hırsızlık yapan
Muhammed’in kızı Fâtıma dahi olsa, onu da cezalandırırdım.”
Üsâme -radıyallâhu anh-, Peygamber
Efendimiz’in ne kadar üzüldüğünü görünce son derece pişman oldu ve derhal özür
dileyerek:
“–Ey Allâh’ın Rasûlü! Benim bağışlanmam için
duâ et!” dedi. (Buhârî, Megâzî, 53; Nesâî, Kat’u’s-Sârik, 6, VIII, 72-74)
Yöneticiler ve
hüküm sahibleri adalette hassas olmak zorundadır
اِنَّ اللَّهَ
يَاْمُرُكُمْ اَنْ تُؤَدُّوا الْاَمَانَاتِ اِلَى اَهْلِهَا وَاِذَا حَكَمْتُمْ
بَيْنَ النَّاسِ اَنْ تَحْكُمُوا بِالْعَدْلِ اِنَّ اللَّهَ نِعِمَّا يَعِظُكُمْ
بِهِ اِنَّ اللَّهَ كَانَ سَمِيعًا بَصِيرًا
Allah size, emanetleri ehline vermenizi ve
insanlar arasında hükmettiğiniz zaman adaletle hükmetmenizi emrediyor. Allah,
bununla size ne güzel öğüt veriyor. Şüphesiz ki Allah her şeyi hakkıyla işiten,
hakkıyla görendir. Nisâ Suresi – 58
Hz. Peygamber buyurdu ki:
مَا مِنْ
عَبْدٍ اِسْتَرْعَاهُ اللَّهُ رَعِيَّةً فَلَمْ يَحُطْهَا بِنَصِيحَةٍ إِلَّا لَمْ
يَجِدْ رَائِحَةَ الْجَنَّةِ
"Bir kul ki, Allah onu halkı görüp
gözetmek üzere vâlî kılar da, o, hayırlı irşâdıyla halkı muhafaza etmezse,
elbette o kişi cennet kokusu koklayamayacaktır.[ (Buharî, Ahkâm
8)]
Önemli cihad
adalet için mücadele etmektir
إِنَّ مِنْ أَعْظَمِ الْجِهَادِ كَلِمَةَ عَدْلٍ عِنْدَ
سُلْطَانٍ جَائِرٍ
“Cihâdın en fazîletlisi, zâlim sultânın
karşısında hakkı ve adâleti söylemektir.”
(Ebû Dâvûd, Melâhim, 17; Tirmizî, Fiten, 13)
Adalet,
hakkaniyet korunmaz ise toplum büyük kaus oluşur
وَلَوِ اتَّبَعَ
الْحَقُّ اَهْوَآءَ هُمْ لَفَسَدَتِ السَّمَوَاتُ وَاْلاَرْضُ وَمَنْ فِيهِنَّ
بَلْ اَتَيْنَاهُمْ بِذِكْرِهِمْ فَهُمْ عَنْ ذِكْرِهِمْ مُعْرِضُونَ
“Eğer
hak onların keyfi arzularına uysaydı göklerin, yerin ve bunlarda bulu¬nanların
düzeni bozulurdu.” (Mü’minun, 23/71) buyurularak,
Adaletin objektif esaslara oturtulmaması
durumunda karşı karşıya kalınacak tehlikeye işaret edilmiştir.
عَنْ اِبْنِ
عَباَّسٍ قاَلَ: قالَ النَِّبيُّ عليه الصلاة والسلام: وَلآ حَكَمَ قَوْمٌ
بِغَيْرِ الْحَقِّ إِلاَّ فَشَا فِيهِمُ الدَّمُ
“Bir kavmin (devlet, mahkeme, aile ve fertleri
arasında) hak ve adaletten uzak hükümler verilirse, o kavimde mutlaka kan
dökümü yaygınlaşır”.[ Muvatta, Cihad 26 (2, 460)]
İnsan şahsında
nasıl adıl olmalı
imanında adil olmalı
Sözünde adil olmalı
İnsanlar arası ilişkilerinde adil olmalı
Yalandan ve iftiradan uzak durmalı
Hakkın ve haklının yanında yer almalı
Kendisine yapılmasını istemediğini başkasına
yapmamalı
Adâleti
Yanıltmak: Cehennemden Bir Pay…
Fahr-i Kâinât -Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem-
Efendimiz şöyle buyurur:
“Ben sâdece bir beşerim. Sizler bana
(aranızdaki ihtilâflar sebebiyle) muhâkeme olmak üzere geliyorsunuz. Belki
biriniz, delilini getirmekte diğerinden daha becerikli olabilir ve merâmını
daha iyi anlatabilir. Ben de dinlediklerime göre o kimsenin lehinde hüküm
veririm. Kimin lehine kardeşinin hakkını alıp hüküm vermişsem, ona cehennemden
bir pay ayırmış olurum.” (Buhârî, Şehâdât, 27; Müslim, Akdiye, 4)
Kur’an-ı
Kerim’e göre adaletin ölçüsü hakkaniyettir.
Bir hak konusunda hüküm verilirken, hakkın
kendi lehine hükmedilmesi hâlinde bundan memnun olan, fakat aleyhine
hükmedilmesi durumunda bu hükmü tanımayan insanlar için
وَاِذَا
دُعُٓوا اِلَى اللّٰهِ وَرَسُولِهٖ لِيَحْكُمَ بَيْنَهُمْ اِذَا فَرٖيقٌ مِنْهُمْ
مُعْرِضُونَ
وَاِنْ يَكُنْ
لَهُمُ الْحَقُّ يَأْتُٓوا اِلَيْهِ مُذْعِنٖينَؕ
اَفٖي
قُلُوبِهِمْ مَرَضٌ اَمِ ارْتَابُٓوا اَمْ يَخَافُونَ اَنْ يَحٖيفَ اللّٰهُ
عَلَيْهِمْ وَرَسُولُهُؕ بَلْ اُو۬لٰٓئِكَ هُمُ الظَّالِمُونَࣖ
Aralarındaki anlaşmazlıklar hakkında karar
versin diye Allah’a ve resulüne çağırıldıklarında bir de bakıyorsun içlerinden
bir grup buna karşı çıkmış!
Haklı çıkacaklarını bilirlerse koşarak ona
geliyorlar.
Bunların kalplerinde çürüklük mü var, yoksa
şüpheye mi düştüler ya da Allah’ın ve resulünün kendilerine haksızlık
etmesinden mi korkuyorlar? Hayır, asıl haksızlık edenler kendileridir. Nûr
Suresi - 48-50
Adalete düşman
olanlar cehennem ehlinden olurlar
اِنَّ
الَّذ۪ينَ يَكْفُرُونَ بِاٰيَاتِ اللّٰهِ وَيَقْتُلُونَ النَّبِيّ۪نَ بِغَيْرِ
حَقٍّۙ وَيَقْتُلُونَ الَّذ۪ينَ يَأْمُرُونَ بِالْقِسْطِ مِنَ النَّاسِۙ
فَبَشِّرْهُمْ بِعَذَابٍ اَل۪يمٍ
Şüphesiz Allah’ın âyetlerini inkâr eden,
peygamberleri haksız yere öldüren ve kendilerine adâletli davranmayı öğütleyenleri
de öldürenler yok mu, onları pek elem verici bir azap ile müjdele. Âl-i İmrân / 21
Hakkı Tutup
Kaldırmak…“Hılfü’l-Fudûl”
Peygamber Efendimiz’in, daha risâletle
vazîfelendirilmeden evvel iştirâk ettiği “Hılfü’l-Fudûl” adlı cemiyet de,
ticârî ve ictimâî hayatta adâleti hâkim kılma gâyesine hizmet etmekteydi. Hakkı
gasbedilen ve hakkını arayamayan zayıf ve yabancı kimselere yardımcı olunur,
zayıfın gasbedilen hakkı, güçlüden alınıp sâhibine teslim edilirdi.
Bu hassâsiyetin tezâhürleri, Efendimiz -aleyhissalâtü
vesselâm-’ın bütün hayatında görülmekteydi. Nitekim bu hâl, O’nun hadîs-i
şerîflerine de şöyle yansımıştı:
“…İçindeki zayıfların, incitilmeden haklarını
alamadıkları bir cemiyet iflâh olmaz…” (İbn-i Mâce, Sadakât, 17)
“…Güçsüzlerin hakkının güçlülerden alınmadığı
bir toplumu Allah nasıl temize çıkarır?!” (İbn-i Mâce, Fiten, 20)
Hayber
Yahudilerinin Abdullah bin Revaha hakkı itiraf etmeleri
Hayber arâzîsini işleyen yahûdîler,
Abdullâh’ın tahminde gösterdiği titizlikten rahatsız oldular. Hattâ bir ara,
kadınlarının süs eşyalarından biraz mücevherat topladılar ve:
“–Bunlar senin, taksim esnâsında bizim
lehimize davran ve bize biraz göz yum!” dediler. Abdullah ise onlara:
“–Vallâhi birçok menfîlikleriniz sebebiyle
size duyduğum buğz, size karşı âdil davranmama mânî olamaz. Sizin bana teklif
ettiğiniz, rüşvettir. Rüşvet ise haramdır, biz onu yemeyiz!” dedi.
Yahûdîler, Abdullah -radıyallâhu anh-’ı iknâ
edemeyeceklerini anladılar ve onu takdîr edip:
“–İşte bu adâlet ve doğrulukla gökler ve yer
nizâm içinde ayakta durur.” dediler. (Muvatta, Müsâkât, 2)

Yorumlar
Yorum Gönder
Lütfen eleştiri, yorumlarınızı iletin. Saygılar!