HİÇRET HADİSESİ VE GÜNÜMÜZDE HİÇRET

 

HİÇRET HADİSESİ VE GÜNÜMÜZDE HİÇRET

 


فَاسْتَجَابَ لَهُمْ رَبُّهُمْ أَنِّي لاَ أُضِيعُ عَمَلَ عَامِلٍ مِّنكُم مِّن ذَكَرٍ أَوْ أُنثَى بَعْضُكُم مِّن بَعْضٍ فَالَّذِينَ هَاجَرُواْ وَأُخْرِجُواْ مِن دِيَارِهِمْ وَأُوذُواْ فِي سَبِيلِي وَقَاتَلُواْ وَقُتِلُواْ لأُكَفِّرَنَّ عَنْهُمْ سَيِّئَاتِهِمْ وَلأُدْخِلَنَّهُمْ جَنَّاتٍ تَجْرِي مِن تَحْتِهَا الأَنْهَارُ ثَوَابًا مِّن عِندِ اللّهِ وَاللّهُ عِندَهُ حُسْنُ الثَّوَابِ

Rableri onlara şu karşılığı verdi: "Ben, erkek olsun, kadın olsun, sizden, hiçbir çalışanın amelini zayi etmeyeceğim. Sizler birbirinizdensiniz. Göç edenler, yurtlarından çıkarılanlar, yolumda eziyet edilenler, savaşanlar ve öldürülenler... Onların günahlarını elbette örteceğim ve Allah katından bir mükafat olmak üzere, onları altından ırmaklar akan cennetlere de koyacağım. En güzel mükafat Allah katındadır".Âl-i İmrân Suresi 195

 

“Hicret” kelimesi, sözlükte; ‘bir şeyi terk etmek, onunla ilgiyi kesmek, o şeyden bedenen, lisânen veya kalben ayrılıp uzaklaşmak, bir yerden ayrılarak başka bir yere göç etmek…” anlamlarına gelir.

 

Hiçret:

Terim olarak genelde gayri Müslim ülkeden İslam ülkesine göç etmeyi, özelde ise Hz. Peygamberin ve Mekkeli müslümanların Medineye göçünü ifade eder. Medineye göç eden müslümanlara "Muhacir", Rasülü Ekrem'e ve mühacirlere yardım eden Medineli müslümanlara da "Ensar" unvanı verilmiştir. (TDV İslam Ansiklopedisi, "hicret" maddesi, c. 17)

 

Hiçret tüm peygamberlerin sünnetidir

 

وَاِنْ كَادُوا لَيَسْتَفِزُّونَكَ مِنَ الْاَرْضِ لِيُخْرِجُوكَ مِنْهَا وَاِذًا لَا يَلْبَثُونَ خِلَافَكَ اِلَّا قَليلًا () سُنَّةَ مَنْ قَدْ اَرْسَلْنَا قَبْلَكَ مِنْ رُسُلِنَا وَلَا تَجِدُ لِسُنَّتِنَا  تَحْويلًا

 

(Ey Muhammed!) Yakında seni yurdundan çıkarmak için, muhakkak ki rahatsız edecekler ve o takdirde onlar da senin ardından pek az kalacaklardır. Bu, senden önce gönderdiğimiz bütün peygamberlerimiz hakkındaki sünnetimizdir. Bizim sünnetimizde herhangi bir değişme göremezsin."(İsra, 17/76-77)

 

Hz. İbrahim Babil'den Harran'a Harran'dan Mısır'a oradan da Suriye'ye hicret etmiştir. Kur'an-ı Kerim'de Hz. İbrahim kavminin kendisini ateşte yakma teşebbüsünün ardından

 

وَقَالَ اِنّى مُهَاجِرٌ اِلى رَبّى اِنَّهُ هُوَ الْعَزيزُ الْحَكيمُ

"Doğrusu ben Rabbimin emrettiği yere hicret ediyorum." (Ankebut, 29/26)     

 

Hz. Musa Mısır'dan Medyen'e oradan Mısır'a Mısır'dan da Filistin'e hicret etmiştir.

Hz. Lut kavminin azgınlık ve ahlaksızlıkları karşısında Cenab-ı Haktan aldığı emirle bir gece vakti inananlarla birlikte yurdundan çıkmış, arkasına dönüp bakmadan gitmesi istenilen yere gitmiştir. (Hud, 11/80-81; Hicr, 15/65)

 

Hz. Şuayb'in kavmi

 

قَالَ الْمَلَاُ الَّذينَ اسْتَكْبَرُوا مِنْ قَوْمِه لَنُخْرِجَنَّكَ يَا شُعَيْبُ وَالَّذينَ امَنُوا مَعَكَ مِنْ قَرْيَتِنَا اَوْ لَتَعُودُنَّ فى مِلَّتِنَا قَالَ اَوَلَوْ كُنَّا كَارِهينَ

Kavminden ileri gelen kibirliler dediler ki: "Ey Şu'ayb! Ya mutlaka seni ve seninle beraber inananları kentimizden çıkarırız, ya da dinimize dönersiniz!" Dedi ki; "İstemesek de mi (bizi yurdumuzdan çıkaracak veya dinimizden döndüreceksiniz?)" (Araf, 7/88)

 diyerek onu ve mü'minleri hicrete zorlamışlardı.

 

Hiçret bir gereklilikti

 

"Abdullah b. Abbas (ra) işkencelerle ilgili olarak şu özet bilgiyi vermektedir:

 

"Müslüman olmuş kimseye öyle dayak atar, öyle aç ve susuz bırakırlardı ki uğradığı bu feci durumdan sebep (ayağa kalkmak şöyle dursun) doğrulup oturamazdı bile…" (Mahmut Şakir, İslam Tarihi, cilt 1, s. 253)

 

وَمَنْ يُهَاجِرْ فٖي سَبٖيلِ اللّٰهِ يَجِدْ فِي الْاَرْضِ مُرَاغَماً كَثٖيراً وَسَعَةًؕ وَمَنْ يَخْرُجْ مِنْ بَيْتِهٖ مُهَاجِراً اِلَى اللّٰهِ وَرَسُولِهٖ ثُمَّ يُدْرِكْهُ الْمَوْتُ فَقَدْ وَقَعَ اَجْرُهُ عَلَى اللّٰهِؕ وَكَانَ اللّٰهُ غَفُوراً رَحٖيماًࣖ

“Allah yolunda hicret eden, çok bereketli yer ve genişlik bulur. Evinden Allah’a ve peygamberine hicret ederek çıkan kimseye ölüm gelirse, onun ecrini vermek Allah’a aittir. Allah, bağışlar ve merhamet eder.” (Nisâ 4/100)

 

“Hicret” kelime olarak Kur’ân-ı Kerim’de yer almamakta, ancak “hecr” kökünden türemiş muhtelif şekillerde ve çeşitli anlamlarda otuz bir yerde geçmektedir:

 

Hiçret dengi olmayan bir ibadettir

 

أَنَّ‏أَبَا فَاطِمَةَ حَدَّثَهُ ‏أَنَّهُ قَالَ : يَا رَسُولَ اللَّهِ حَدِّثْنِي بِعَمَلٍ أَسْتَقِيمُ عَلَيْهِ وَأَعْمَلُهُ قَالَ لَهُ رَسُولُ اللَّهِ ‏ ‏صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ ‏ ‏عَلَيْكَ بِالْهِجْرَةِ فَإِنَّهُ لَا مِثْلَ لَهَا .

Ebu Fatıma Peygamberimize gelerek:

 “Ey Allah’ın Resulü! Bana sürekli yapacağım bir amel söyle” der. Peygamberimiz de ona “Hicret et. Zira onun sevab da dengi yoktur” buyurdular.  Nesai, Sünen, Bey’at, 14 (4164) c.7 s. 145

 

Hicretin Önemi:

 

İbnu Abbâs,

 

يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا إِنَّ مِنْ أَزْوَاجِكُمْ وَأَوْلَادِكُمْ عَدُوًّا لَكُمْ فَاحْذَرُوهُمْ وَإِنْ تَعْفُوا وتَصْفَحُوا وتَغْفِرُوا فَإِنَّ اللهَ غَفُورٌ رَحِيمٌ

"Ey iman edenler, eşlerinizin evlatlarınızın içinde hakikaten size düşman olanlar da vardır. O halde onlardan sakının.." (Teğâbün 14)

 

 meâlindeki ayet hakkında şu açıklamayı yaptı:

 

هَؤُلَاءِ رِجَالٌ أَسْلَمُوا مِنْ أَهْلِ مَكَّةَ فَأَرَادُوا أَنْ يَأْتُوا رَسُولَ اللهِ، فَلَمَّا أَتَوْا رَسُولَ اللهِ وَفَقِهُوا فِي الدِّينِ أَرَادُوا أَنْ يُعَاقِبُوهُمْ فَأَنْزَلَ اللهُ هَذِهِ الْاَيَةَ

"Bu hitaba maruz kalan kimseler bir kısım Mekkeli erkeklerdir. Bunlar, hicret ederek Hz. Peygamber’e gelmek isterler, fakat kadın ve çocukları kendilerini terk etmelerini istemeyerek hicretlerini engellemişlerdir. Bu kimseler bilâhare hicret edip gelince, halkın, din hususunda çok şey öğrenmiş olduğunu görürler. Bunun üzerine (kendilerinin önceden hicret etmelerine mâni olan) zevce ve evlâtlarını cezalandırmak istediler. Bu hâl karşısında Cenab-ı Hakk mezkur âyeti inzâl buyurdu."[ Taberani.]

 

 

Hicretin Gerekliliği: Müslümanların safında bulunma

 

إِنَّ الَّذِينَ تَوَفَّاهُمُ الْمَلآئِكَةُ ظَالِمِي أَنْفُسِهِمْ قَالُوا فِيمَ كُنْتُمْ قَالُوا كُنَّا مُسْتَضْعَفِينَ فِي الْأَرْضِ قَالُوا أَلَمْ تَكُنْ أَرْضُ اللَّهِ وَاسِعَةً فَتُهَاجِرُوا فِيهَا فَأُولَئِكَ مَأْوَاهُمْ جَهَنَّمُ وَسَاءَتْ مَصِيرًا

"Melekler, kendilerine zulmettikleri bir durumda bulunurken canlarını aldıkları kimselere: "Siz ne iş yapmaktaydınız?" diyecekler. Onlar: "Biz yeryüzünde zayıf ve güçsüzdük" diye cevap verecekler. Melekler: "Allah'ın arzı geniş değil miydi, oraya hicret etseydiniz ya!" diyecekler. İşte bunların barınakları cehennemdir. Ona gidiş de ne kötü şeydir!"[ Nisa, 4/97.]

 

Ayetin Tefsiri:

"İbn Abbas’tan rivayet edildiğine göre; Hz Peygamber döneminde, Müslümanlardan birtakım kimseler, müşriklerin yanında kalıyor böylece müşriklerin topluluğunu çoğaltmış oluyorlardı. Bir keresinde atılan bir ok gelip bunlardan birisine isabet eder veya vurulur, bu yüzden ölür. Bunun üzerine Allah:

 

"Kendilerine zulmeden kimselere…" ayetini indirdi. "Kureyşliler Şam'dan gelen kervanı korumak için yola çıktılar. Bu arada Müslüman olup da Müslümanlıklarını gizli tutan bazı kimseler, istemeyerek Kureyşlilerle birlikte sefere çıkmışlar, derken Bedir'de Müslümanlarla karşılaştılar. Bu karşılaşmada söz konusu Müslümanlar istemedikleri halde müşriklerin safında yer almış ve bu halde ölmüşlerdir."

 

 

Hicret Fedakârlıktır ve cesaret

 

Hicrette Müslümanların gösterdikleri fedakârlıkların hiçbir sınırı yoktu. Buna örnek olarak Ebu Seleme ile Ümmü Seleme’nin yaşadıklarını verebiliriz. Müşrikler tarafından karısının ve oğlunun hicretten alıkonulmalarına rağmen onun hicretine engel olunamamıştı.

 

( Osman bın talha daha sonra hıcret eden ummü selemeye yardım etti)

 

Bu konu Kur'an'da şöyle anlatılmaktadır:

 

وَاذْكُرُوا إِذْ أَنْتُمْ قَلِيلٌ مُسْتَضْعَفُونَ فِي الْأَرْضِ تَخَافُونَ أَنْ يَتَخَطَّفَكُمُ النَّاسُ فَآوَاكُمْ وَأَيَّدَكُمْ بِنَصْرِهِ وَرَزَقَكُمْ مِنَ الطَّيِّبَاتِ لَعَلَّكُمْ تَشْكُرُونَ

"Düşünün ki, bir zamanlar siz azınlıktaydınız ve yeryüzünde hırpalanıyordunuz. İnsanların sizi kapıp götürmesinden korkuyordunuz. Allah sizi barındırdı, sizi yardımıyla destekledi, sizi güzel şeylerle besledi ki, şükredesiniz."[ ] Enfal, 26.]

 

Süheyb-i Rumi'nin başından geçenler bunlardan biridir. Kureyşliler onun Mekke'ye gelmeden önce hiçbir mal varlığı olmadığı, bütün malvarlığını Mekke'ye geldikten sonra kazandığı, hicret etmesi durumunda malına-mülküne el koyacakları tehdidi ile onu hicretten alıkoymaya kalkıştılar. Bunun üzerine Süheyb, bütün mal varlığını onlara terk etti ve hiç bir şeyi olmaksızın Medine'ye hicret etti. Allah Rasulü bu konudan haberdar olduğunda; "Süheyb kazandı" buyurdu.[ Müstedrek.]

 

Hicrette Niyet:

 

Rasulullah buyurdular ki:

إِنَّمَا الْأَعْمَالُ بِالنِّيَّةِ، وَإِنَّمَا لِامْرِئٍ مَا نَوَى، فَمَنْ كَانَتْ هِجْرَتُهُ إِلَى اللَّهِ وَرَسُولِهِ، فَهِجْرَتُهُ إِلَى اللَّهِ وَرَسُولِهِ، وَمَنْ كَانَتْ هِجْرَتُهُ إِلَى دُنْيَا يُصِيبُهَا أَوِ امْرَأَةٍ يَتَزَوَّجُهَا، فَهِجْرَتُهُ إِلَى مَا هَاجَرَ إِلَيْهِ

Ameller niyetlere göredir. Her kişi için niyet ettiği şey vardır. Kimin hicreti Allah’a ve Rasulüne ise onun hicreti Allah’a ve Rasulüne olur. Kimin hicreti dünyaya olursa ona ulaşır veya kadın için olursa onunla evlenir. Onun hicreti hicret ettiği şeyedir.[ (Buhârî, Bed’ul-Vahy 1, İman 41, Nikah 5; Müslim, İmâre 155; Ebû Dâvûd, Talak 11; Tirmizî, Fedâilu’l-Cihâd 16; Nesâî, Tahâre 59; İbn Mâce, Zühd 26).]

 

Hiçret sona ermiştir

 

“Mekke fethinden sonra hicret yoktur, ancak aynı derecede sevap olan cihad ve iyi niyet vardır. Cihada çağrıldığınız zaman severek koşun.”  (Müslim, İmaret: 85)

 

Manevi Hicret:

 

Hicretin diğer boyutu ise; dil, kalp ve amel olarak kötüleri ve kötülükleri terk etmektir.

فَاٰمَنَ لَهُ لُوطٌۘ وَقَالَ اِنّٖي مُهَاجِرٌ اِلٰى رَبّٖيؕ اِنَّهُ هُوَ الْعَزٖيزُ الْحَكٖيمُ ﴿٢٦﴾

Bunun üzerine Lût ona iman etti. (İbrâhim) “Artık ben rabbime göç edeceğim. Şüphesiz O güçlüdür, hikmet sahibidir” dedi. Ankebût Suresi – 26

 

وَالرُّجْزَ فَاهْجُرْ

Rücz'den (her türlü şirkten, yanlış değerlendirmekten) kaçın!

 Müddessir Sûresi 5

وَاصْبِرْ عَلَىٰ مَا يَقُولُونَ وَاهْجُرْهُمْ هَجْرًا جَمِيلًا

Onların söylediklerine sabret ve yanlarından güzellikle ayrıl.

Müzzemmil Suresi 10

 

Rasulullah buyurdu ki:

اَلْمُؤْمِنُ مَنْ أَمِنَهُ النَّاسُ عَلَى أَمْوَالِهِمْ وَأَنْفُسِهِمْ، وَالْمُهَاجِرُ مَنْ هَجَرَ الْخَطَايَا وَالذُّنُوبَ

Hakiki mümin insanların malları ve canları konusunda kendisinden emin oldukları kişidir. Hakiki muhacir, hata ve günahları terk edendir.[6]

 

Rasulullah buyurdu ki:

الْمُسْلِمُ مَنْ سَلِمَ الْمُسْلِمُونَ مِنْ لِسَانِهِ وَيَدِهِ، وَالْمُهَاجِرُ مَنْ هَجَرَ مَا نَهَى اللَّهُ عَنْهُ

Hakiki müslüman diğer müslümanların dilinden ve elinden emin oldukları kişidir. Hakiki muhacir, Allah'ın üzerine haram kıldığı şeyleri terk edendir.[7]

 

 

عَنْ ‏ ‏عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عَمْرٍو ‏ ‏قَالَ : ‏قَالَ رَجُلٌ يَا رَسُولَ اللَّهِ أَيُّ الْهِجْرَةِ أَفْضَلُ قَالَ ‏ ‏أَنْ تَهْجُرَ مَا كَرِهَ رَبُّكَ عَزَّ وَجَلَّ وَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ ‏ ‏صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ ‏الْهِجْرَةُ هِجْرَتَانِ هِجْرَةُ الْحَاضِرِ‏ وَهِجْرَةُ الْبَادِي فَأَمَّا الْبَادِي فَيُجِيبُ إِذَا دُعِيَ وَيُطِيعُ إِذَا أُمِرَ‏ وَأَمَّا الْحَاضِرُ فَهُوَ أَعْظَمُهُمَا ‏ ‏بَلِيَّةً َأَعْظَمُهُمَا أَجْرًا

“Bir kişi Peygamberimiz (s.a.v. )’e hicretin hangisi daha efdal diye sordular. Peygamberimiz (s.a.v. ) şöyle buyurmuşlardır:

 “Rabbinin hoşlanmadığı şeyleri terk etmendir. Hicret ikidir. Biri yerleşik olanın hicreti, diğeri de göçebe olanın hicretidir. Göçebe olana gelince, çağrıldığında icabet eder, emrolunduğunda ise itaat eder. Yerleşik olanın hicretine gelince; Hicret o  kimse için felaketlerin en büyüğü olduğu gibi ecirlerinde en büyüğüdür.”

 

Faziletli hiçret

 

‘Bir adam, Rasûlüllah’a (s.a) sordu:

 

-“Ey Allah’ın Rasûlü! Hangi hicret daha faziletlidir?”

 

Rasûlüllah (s.a) buyurdu:

 

-“Allah’ın haram kıldığı şeyleri terk etmendir” (Nesâî, Biat 12; Ebû Dâvud, Vitr 12; Dârimî, Salât 135).

 

Peygamber sav:

“Hicret, gizlisi ve açığıyla bütün fuhşiyâtı terk etmen, namazı kılman, zekâtı vermen demektir. Bunları yaparsan bulunduğun yerde de ölsen, sen muhâcirsin.” (Ahmed b. Hanbel, II, 224; Heysemî, Mecme‘u’z-Zevâid, V, 252)

 

Fitne zamanlarında hiçret

 

“Fitne ve bozgun zamanında ibadet, bana hicret etmek demektir”(Müslim, Fiten 130).

 

Tüm bu ifadeler; küfrü, şirki, haramları, günahları terk edip, Allah ve Rasûlüne itaat niyetiyle “Allah yolunda” hicret eden “muhacir” müminler olabilmektir.

 

Günümüzde müslümanların temsili hali

 

وَقَالَ الرَّسُولُ يَا رَبِّ اِنَّ قَوْمِي اتَّخَذُوا هٰذَا الْقُرْاٰنَ مَهْجُوراً

Resul, “Rabbim! Kavmim bu Kur’an’a büsbütün ilgisiz kaldılar” dedi. Furkân Suresi - 30

 

 

Cihad var oldukca hiçret mutlaka olacaktır

 

فَقُلْتُ يَا رَسُولَ اللَّهِ إِنِّي تَرَكْتُ مَنْ خَلْفِي وَهُمْ يَزْعُمُونَ أَنَّ الْهِجْرَةَ قَدْ انْقَطَعَتْ قَالَ ‏ ‏لَا تَنْقَطِعُ الْهِجْرَةُ مَا قُوتِلَ الْكُفَّارُ

Abdullah b. Sa’d “Ey Allah’ın Rasulü! Muhakkak ki ben, arkamda, artık hicretin sona erdiğine inanan bir toplum bıraktım” dedim. Peygamberimiz (s.a.v. ) “Küffarla cihad devam ettiği sürece, hicret sona ermeyecektir” buyurdular.  Nesai, Bey’at 9 (4158) c.7 s.141

 

Rasulullah sav.

“Hicret iki özellik taşır:Birincisi, günahları terk etmek; diğeri, Allah ve Rasûlüne hicret etmektir. Hicret, tevbe kabul olunduğu sürece sona ermez. Tevbe de güneş batıdan doğuncaya kadar makbuldür…” (Ahmed b. Hanbel, Müsned, I, 192)

 

 

Buraya kadar zikrettiğimiz ayet-i kerime ve hadis-i şeriflerin ışığında “hicret” kavramını farklı açılardan ele alarak yeniden şöyle sınıflayabilir ve tanımlayabiliriz:

 

a)    Dârü’l-Havf’tan Dârü’l-Emn’e Hicret:

 Bir müminin, can, mal ve din güvenliği bulunmaması nedeniyle, korku ülkesinden her yönden emin olabileceği güvenlik yurduna göç etmesidir. (Habeşistan’a hicret ile Medine’ye hicretin ilk dönemi)

 

b)   Dâ­rü’l-Harb’den Dârü’l-İslâm’a Hicret:

 Dini akide ve amellerine izin verilmemesi nedeniyle bir mü’minin, kâfir, müşrik veya gayr-i müslimlerin hâkimiyetinde olan bir beldeden Müslümanların yaşadığı İslâm ül­kesine göç etmesidir. (Hz. Peygamber (s.a.s)’in Medine’ye hicretiyle başlayan dönem)

 

c)    Allah’a ve Rasûlü’ne Hicret:

 Allah ve Rasûlü yolunda, nefsin bütün arzularından feragatin bir ifadesi olarak, nefsin tamah edip bağlandığı vatan, yurt, aile, can, mal ve dünya nimetleri ile bunlara ait bütün hatıralardan vazgeçerek, Allah’ın rızasını kazanmak için Allah’ın emirlerini tercih etmektir. (Mekke’nin fethiyle başlayan ve kıyamete kadar sürecek olan dönem)

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

SELIM BİR KALP SAHİBİ OLABİLMEK

BAYRAMI TADINDA YAŞAMA

Aile hakkında