TEFEKKÜR ETMEK
TEFEKKÜR ETMEK
الَّذِينَ يَذْكُرُونَ اللهَ قِيَامًا وَقُعُودًا وَعَلَى جُنُوبِهِمْ
وَيَتَفَكَّرُونَ فِي خَلْقِ السَّمَاوَاتِ وَاْلأَرْضِ رَبَّنَا مَا خَلَقْتَ
هَذَا بَاطِلاً سُبْحَانَكَ فَقِنَا عَذَابَ النَّارِ
Onlar,
ayakta dururken, otururken, yanları üzerine yatarken (her vakit) Allah'ı
anarlar, göklerin ve yerin yaratılışı hakkında derin derin düşünürler (ve şöyle
derler:) Rabbimiz! Sen bunu boşuna yaratmadın. Seni tesbih ederiz. Bizi
cehennem azabından koru!” Al-i İmran,
190-191.
Arapçada “fikr” mastarından türemiştir.
Herhangi bir mesele hakkında düşünme, zihni
yorma, derin düşünme ve işin şuuruna varma manalarına gelmektedir.
Tefekkür, insanı diğer varlıklardan farklı
kılan ayırıcı bir özelliktir.
Tefekkür bir bilgiye dayanmalı, Yoksa âmiyâne,
câhilane tefekkürlerle hiçbir yere varılamaz.
Tefekkürün
Bölümleri:
Tefekkür, Komple bir düşünme olayıdır. Şu üç
şeyin birleşiminden meydana gelir.
TEZEKKÜR
Zihin sebepler üzerinde yoğunlaşır, Geçmişe
yöneliktir, Hatırlama eksenlidir,
Derin düşüncedir, Unutan insanın hatırlamasını
ister. Hatıra getirme,
hatırlama.
Tezekkürde
insan fıtratına yerleştirilmiş bulunan ma’rifet özelliğini arama ve “Elest
Bezmi”‘nde verilen kulluk sözünü yakalama nüktesi vardır.
Bu yüzden ölümü
ve ölüm ötesini düşünme “Tezekkür-i mevt”denilmektedir.
TEDEBBÜR
Zihnin
sonuçlar ve maksatlara yoğunlaşır, Geleceğe yönelik derin düşüncedir,
Tedbir alma eksenlidir,
Bir şeyin önüne arkasına bakarak geleceğe
yönelik tedbir alma amacıyla düşünme. Tedbir alma
TEAKKUL
Zihnin
sebepler ve sonuçlar arasında bağ kurmasıdır. Derinlemesine bağ kurar, Sebep
sonuç, İllet hikmet, eser müessir, fail fiil, Halik mahluk, sanat sanatkar, Hulasa,
her şey her şeyle bir şey arasında bağ kuran düşünceye Teakkul denir.
Akıl bağ kuran demektir geçmişe yönelik
Tezekkür ile geleceğe yönelik tedebbür arasında bağ kurma yeteneğini
kullanmaktır.
Yüce Rabbimiz bizden ısrarla hem kendimizi hem
tabiatı tefekkür etmemizi ister. Kur’ân-ı Kerîm’in yaklaşık 150 yerinde ilâhî
azamet ve kudret nakışlarını düşünmemizi emreder. Bunun için taakkul ( اَل تَعَ قُّل ), tedebbür
( اَل تَدَ بُُّّر ), tezekkür
اَل تَذَ كُّر) ), tefekkür
( اَل تَفَ كُّر ) gibi
mefhumları kullanır.
Şu üç şey
tefekkürü olgunlaştırır.
1. Kur’an üzerinde düşünmek, 2. Dünya emelini
bırakıp âhiret ameline sarılmak,
3. Kalb ve kafayı karıştıran şeylerden uzak
durmak.
Kuranın inen
ilk inen ayetindede tefekküre işaret vardır
اِقْرَاْ
بِاسْمِ رَبِّكَ الَّذٖ۪ى خَلَقَ
“Yaratan Rabbinin adıyla oku!”(el-Alak, 1)
Cenâb-ı Hak; Kur’ân-ı Kerîm’in nâzil olan ilk
âyetiyle bizleri, her şeyde doğru ve istenilen şekilde okumayı derinden tefekkür etmeye sevk etmektedir
Tefekkür insana
sorumluluk bilinci kazandırır
الَّذِينَ
يَذْكُرُونَ اللهَ قِيَامًا وَقُعُودًا وَعَلَى جُنُوبِهِمْ وَيَتَفَكَّرُونَ فِي
خَلْقِ السَّمَاوَاتِ وَاْلأَرْضِ رَبَّنَا مَا خَلَقْتَ هَذَا بَاطِلاً
سُبْحَانَكَ فَقِنَا عَذَابَ النَّارِ
Onlar,
ayakta dururken, otururken, yanları üzerine yatarken (her vakit) Allah'ı
anarlar, göklerin ve yerin yaratılışı hakkında derin derin düşünürler (ve şöyle
derler:) Rabbimiz! Sen bunu boşuna yaratmadın. Seni tesbih ederiz. Bizi
cehennem azabından koru!” Al-i
İmran,191.
إِنَّ فِي
خَلْقِ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ وَاخْتِلاَفِ اللَّيْلِ وَالنَّهَارِ لَآيَاتٍ
لِأُولِي الْأَلْبَابِ
“Şüphesiz, göklerin ve yerin yaratılışında,
gece gündüzün peşpeşe gelişinde, akıl sahipleri için ayetler (deliller,
ibretler) vardır. Al-i İmran, 190
Hz. Muhammed
(s.a.s)'e en çok etki eden ayetlerden biri, tefekkürle ilgilidir.
İki kişi Hz. Âîşe (r.a)'ı ziyaret etmişler.
Onlardan biri, "Hz. Muhammed (s.a.s)'de gördüğünüz etkileyici bir şeyi
bize anlatır mısınız?" deyince, Hz. Âîşe (r.an) şöyle demiştir:
"Resulullah (s.a.s) bir gece kalktı,
abdest alıp namaz kıldı. Namazda çok ağladı. Gözlerinden akan yaşlar sakallarını
ve secde esnasında yerleri ıslattı. Sabah ezanı için gelen Hz. Bilâl (r.a):
"Ya Resulullah (s.a.s)! Geçmiş ve gelecek
bütün günahlarınız affedildiği halde, sizi ağlatan nedir?" deyince, o:
"Bu gece Yüce Allah bir ayet indirdi. Beni bu ayet ağlatmaktadır"
dedi ve ayeti okudu:
إِنَّ فِي
خَلْقِ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ وَاخْتِلاَفِ اللَّيْلِ وَالنَّهَارِ لَآيَاتٍ
لِأُولِي الْأَلْبَابِ
Göklerin ve yerin yaratılışında, gece ile
gündüzün gidip gelişinde elbette sağduyu sahipleri için ibretler vardır. (Âl-i
İmrân/190)
Her bir eylemde
tefekkür varsa faydali aksı zararlıdır
Hasan-ı Basrî şöyle demiştir: 'Kimin konuşması
hikmet değilse onun konuşması boştur! Kim susuşu tefekkür değilse, onun susuşu
unutkanlıktır. Kimin susması ibret değilse, onun bakışı fuzûliliktir'.
Ibadetler
Tefekkür ile yapılmalı
İbn-i Abbâs şöyle demiştir: 'Tefekkür içinde
kılınan normal iki rek'at namaz, tefekkürsüz bütün bir geceyi ibadetle
geçirmekten daha hayırlıdır!'
Her hangi bir işte
karar verirken tefekkür ettikten sonra yapmalı
İmâm Şafiî de: "Herhangi bir konuda hüküm
çıkarırken, tefekkürden faydalanın" diyerek, tefekkürün usûl ilmindeki
önemine işâret buyurmuştur (Gazzâli, İhya, Beyrut, t.y. IV, 423 vd.)
Tefekkürün
önemi
" تَفَكُّرُ سَاعَةٍ خَيْرٌ
مِنْ قِيَامِ لَيْلَةٍ "
“Bir saat tefekkür, gece ibadetinden daha
hayırlıdır.”
Tefekkür
etmeyenler veya sadece dünyayı düşünenler Hayvanlar gibidir
اَمْ تَحْسَبُ
اَنَّ اَكْثَرَهُمْ يَسْمَعُونَ اَوْ يَعْقِلُونَۜ اِنْ هُمْ اِلَّا
كَالْاَنْـعَامِ بَلْ هُمْ اَضَلُّ سَب۪يلاً۟
Yoksa sen onların gerçekten dinleyeceğini
yahut düşüneceğini mi sanıyorsun? Hayır, onlar hayvanlar gibidirler. Hatta
onlar, yolca daha da sapıktırlar!” (Furkan 44)
إِنَّ شَرَّ ٱلدَّوَآبِّ
عِندَ ٱللَّهِ ٱلصُّمُّ ٱلْبُكْمُ ٱلَّذِينَ لَا يَعْقِلُونَ
Şüphesiz, Allah katında hayvanların en kötüsü,
düşünmeyen sağır ve dilsizlerdir!..” (Enfal 22)
Tefekkür
etmeyen insanın kabi ölür basireti daralır
اَفَلَمْ
يَس۪يرُوا فِي الْاَرْضِ فَتَكُونَ لَهُمْ قُلُوبٌ يَعْقِلُونَ بِهَٓا اَوْ
اٰذَانٌ يَسْمَعُونَ بِهَاۚ فَاِنَّهَا لَا تَعْمَى الْاَبْصَارُ وَلٰكِنْ تَعْمَى
الْقُلُوبُ الَّت۪ي فِي الصُّدُورِ
“(Seni yalanlayanlar) hiç yeryüzünde
dolaşmadılar mı? Zira dolaşsalardı elbette düşünecek kalpleri ve işitecek
kulakları olurdu. Ama gerçek şu ki, gözler kör olmaz; lâkin göğüsler içindeki
kalpler kör olur.” (Hac 46)
وَلَقَدْ
ذَرَأْنَا لِجَهَنَّمَ كَث۪يراً مِنَ الْجِنِّ وَالْاِنْسِۘ لَهُمْ قُلُوبٌ لَا
يَفْقَهُونَ بِهَاۘ وَلَهُمْ اَعْيُنٌ لَا يُبْصِرُونَ بِهَاۘ وَلَهُمْ اٰذَانٌ
لَا يَسْمَعُونَ بِهَاۜ اُو۬لٰٓئِكَ كَالْاَنْعَامِ بَلْ هُمْ اَضَلُّۜ
اُو۬لٰٓئِكَ هُمُ الْغَافِلُونَ
“Andolsun, biz cinler ve insanlardan birçoğunu
cehennem için yaratmışızdır. Onların kalpleri vardır, onlarla kavramazlar;
gözleri vardır, onlarla görmezler; kulakları vardır, onlarla işitmezler. İşte
onlar hayvanlar gibidir; hatta daha da şaşkındırlar. İşte asıl gafiller
onlardır.” (A'raf 179)
Allah’ın
Büyüklüğünü Düşünmek:
وَمَا قَدَرُوا
اللّٰهَ حَقَّ قَدْرِه۪ۗ وَالْاَرْضُ جَم۪يعاً قَبْضَتُهُ يَوْمَ الْقِيٰمَةِ
وَالسَّمٰوَاتُ مَطْوِيَّاتٌ بِيَم۪ينِه۪ۜ سُبْحَانَهُ وَتَعَالٰى عَمَّا
يُشْرِكُونَ
Onlar Allah’ı gereği gibi takdir edip
tanımadılar. Kıyamet gününde bütün dünya O’nun avucundadır; gökler de O’nun
kudret elinde dürülüp bükülmüştür. Allah, müşriklerin koştukları ortaklardan
uzaktır ve yücedir.(Zümer 67)
Allah’ı tanımanın yolu O’nun sıfatlarını ve
yarattıklarını düşünmekten geçer.
Aksi taktirde
mücessime ve müşebbihe ( Kur'ân-ı
kerîmdeki müteşâbih (mânâsı kapalı) âyetleri, zâhir (görünen)mânâsına göre
açıklayıp, Allahü teâlânın el ve yüz gibi organlarının bulunduğunu, dolayısıyla
madde ve cisim olduğunu iddiâ ederek doğru yoldan ayrılan bozuk fırka. Bu
fırkaya müşebbihe de denir. (Bkz. Müşebbihe)
Mücessime ve müşebbihe fırkaları; Allahü teâlâ
cisim gibidir; Arş üzerinde oturur, iner yürür şeklinde inandıkları için
îmânsız olmaktadırlar. (Şehristânî))
gibi tarihte düşülen bazı hatalara düşmüş
oluruz.
Rasulullah buyurdular ki:
لَا تُفَكِّرُوا فِي اللهِ وَتَفَكَّرُوا فِي خَلْقِ اللهِ…
“Allahü teâlânın yarattıkları üzerinde
düşünün, zatı hakkında düşünmeyin!”
Yanlış tefekkür
Allah’ın zatı hakkında
tefekkür olmaz
İbn-i Abbâs şöyle demiştir: Bir grup, Allah'ın
zatı hakkında tefekkür'e daldılar.
Bunun üzerine Hazret-i Peygamber (sallâllahü
aleyhi ve sellem) şöyle dedi:
Allah'ın mahlukları hakkında düşünün. O'nun
zatı hakkında düşünmeyiniz. Çünkü sizler Allahü teâlâ'yı gereği gibi takdir
edemezsin [ıhya]
Hazret-i Peygamber bir gün tefekküre dalan bir
grubun yanına vardı ve şöyle dedi:
- Neden konuşmuyorsunuz?
- Biz Allah'ın mahlukâtı hakkında düşünüyoruz!
- İşte böyle yapın! Allah'ın mahlûkları
hakkında düşünün! O'nun zaı hakkında düşünmeyin;[ıhya]
Kainatı ve vuku bulan hadiseleri tefekkür
إِنَّ فِي
خَلْقِ السَّمَاوَاتِ وَالأَرْضِ وَاخْتِلاَفِ اللَّيْلِ وَالنَّهَارِ لَآيَاتٍ
لأُولِي الأَلْبَابِ
Göklerin ve yerin yaratılışında, gece ile
gündüzün birbiri ardınca gelip gidişinde aklı-selim sahipleri için gerçekten
açık ibretler vardır.
وَسَخَّرَ
لَكُمُ اللَّيْلَ وَالنَّهَارَ وَالشَّمْسَ وَالْقَمَرَ وَالنُّجُومُ مُسَخَّرَاتٌ
بِأَمْرِهِ إِنَّ فِي ذَلِكَ لَآيَاتٍ لِقَوْمٍ يَعْقِلُونَ
“O, geceyi, gündüzü, güneşi ve ayı sizin
hizmetinize verdi. Bütün yıldızlar da O'nun emri ile sizin hizmetinize
verilmiştir. Şüphesiz bunlarda aklını kullanan bir millet için ibretler
vardır.”
Dünya Hayatının
Geçiciliği ve ahirat hayatını tefekkür
إِنَّمَا
مَثَلُ الْحَيَاةِ الدُّنْيَا كَمَاءٍ أَنْزَلْنَاهُ مِنَ السَّمَاءِ فَاخْتَلَطَ
بِهِ نَبَاتُ الأَرْضِ مِمَّا يَأْكُلُ النَّاسُ وَالأَنْعَامُ حَتَّى إِذَا
أَخَذَتِ الأَرْضُ زُخْرُفَهَا وَازَّيَّنَتْ وَظَنَّ أَهْلُهَا أَنَّهُمْ
قَادِرُونَ عَلَيْهَا أَتَاهَا أَمْرُنَا لَيْلاً أَوْ نَهَارًا فَجَعَلْنَاهَا
حَصِيدًا كَأَنْ لَمْ تَغْنَ بِالأَمْسِ كَذَلِكَ نُفَصِّلُ الآيَاتِ لِقَوْمٍ
يَتَفَكَّرُونَ
Dünya hayatının durumu, gökten indirdiğimiz
bir su gibidir ki, insanların ve hayvanların yiyeceklerinden olan yeryüzü
bitkileri o su sayesinde gürleşip birbirine girer. Nihayet yeryüzü zinetini
takınıp, (rengârenk) süslendiği ve sahipleri de onun üzerinde kudret sahibi
olduklarını sandıkları bir sırada, bir gece veya gündüz ona emrimiz (âfetimiz)
gelir de onu sanki dün yerinde yokmuş gibi kökünden koparılarak biçilmiş bir
hale getiririz. İşte iyi düşünecek kavimler için âyetlerimizi böyle
açıklıyoruz. Yûnus Suresi 24
وَهُمْ
يَصْطَرِخُونَ فِيهَا رَبَّنَا أَخْرِجْنَا نَعْمَلْ صَالِحًا غَيْرَ الَّذِي
كُنَّا نَعْمَلُ أَوَلَمْ نُعَمِّرْكُمْ مَا يَتَذَكَّرُ فِيهِ مَنْ تَذَكَّرَ
وَجَاءَكُمُ النَّذِيرُ فَذُوقُوا فَمَا لِلظَّالِمِينَ مِنْ نَصِيرٍ
“Onlar orada: Rabbimiz! Bizi çıkar, (önce)
yaptığımızın yerine iyi işler yapalım! diye feryad ederler. Size düşünecek
kimsenin düşünebileceği kadar bir ömür vermedik mi? Size uyarıcı da gelmedi mi?
(Niçin inanmadınız?) Şimdi tadın (azabı)! Zalimlerin yardımcısı yoktur.” Fâtır
Suresi 37.
Kur’an-ı Kerimi
ve hadiseleri kuran ışığıyla tefekkür
لَوْ
أَنْزَلْنَا هَذَا الْقُرْآنَ عَلَى جَبَلٍ لَرَأَيْتَهُ خَاشِعًا مُتَصَدِّعًا
مِنْ خَشْيَةِ اللهِ وَتِلْكَ الأَمْثَالُ نَضْرِبُهَا لِلنَّاسِ لَعَلَّهُمْ
يَتَفَكَّرُونَ
“Eğer biz bu Kur'an'ı bir dağa indirseydik,
muhakkak ki onu, Allah korkusundan baş eğerek, parça parça olmuş görürdün. Bu
misalleri insanlara düşünsünler diye veriyoruz.”
كِتَابٌ
أَنْزَلْنَاهُ إِلَيْكَ مُبَارَكٌ لِيَدَّبَّرُوا آيَاتِهِ وَلِيَتَذَكَّرَ أُولُو
الأَلْبَابِ
“(Resûlüm!) Sana bu mübarek Kitab'ı,
âyetlerini düşünsünler ve aklı olanlar öğüt alsınlar diye indirdik.” (sad 29)
Geçmiş
Toplumların Hayat Hikâyelerini tefekkür
أَوَلَمْ
يَسِيرُوا فِي الْأَرْضِ فَيَنْظُرُوا كَيْفَ كَانَ عَاقِبَةُ الَّذِينَ مِنْ
قَبْلِهِمْ
Yeryüzünde gezip dolaşmıyorlar mı? Böylece
kendilerinden öncekilerin nasıl bir sona uğradıklarını görsünler………rum 9

Yorumlar
Yorum Gönder
Lütfen eleştiri, yorumlarınızı iletin. Saygılar!