kerbela hadisesi
KERBELA OLAYI
•
Emevîlerin
ikinci hükümdarı Yezid zamanında ve h.61/m.680 yılı 10 Muharrem Cuma günü Hz.
Hüseyin şahadeti ile sonuçlanan tarihi olay meydana gelmiştir. Ehlibeytin çok
değerli bir ferdinin hayatına mal olan bu olay sebebi ile 10 Muharrem Şii
Müslümanlarca yas günü sayılmıştır.
•
Muharrem
ayı içerisinde Hz. Peygamberin sevgili torunu Hz. Hüseyin’in şehit edilmiş
olması, bütün Müslümanlar için büyük bir acı olmuş ve Müslümanları derinden
etkilemiştir. Tarihin belli bir kesitinde meydana gelen bu üzücü olayları iyi
düşünmek ve bunlardan ders çıkarmak gerekir. Müslümanlara düşen görev, bu tür
müessif olayların tekrarlanmasını önleyecek bir bilinç ve anlayışa sahip olmak;
kardeşlik, birlik ve beraberliğimizi korumaktır.
•
Kerbelâ
olayının hatırasını yâd etme gerekçesi ile yas günü olarak algılanan 10
Muharremde sergilenen etkinliklerde Bazı Şii müslümanlar, “kendi kendine
işkence” denebilecek uygulamalar sergilemektedirler. Hâlbuki bu tür uygulamalar
İslam’a aykırıdır.
•
Yas
tutmanın da bir ölçüsü vardır ve bu ölçüyü Hz. Peygamber belirlemiştir.
İslam’dan önce Cahiliye Arapları, ölen kimse için aşırı derece yas tutar,
ölünün yakınları avazı çıktığı kadar bağırır, eşi kendini eve hapseder,
yıkanmazdı. Hatta profesyonel ağlayıcılar da tutarlardı.
•
Rasulullah bu tür davranışları câhiliyye adeti olarak
nitelendirilmiştir.
•
«لَيْسَ
مِنَّا مَنْ شَقَّ الجُيُوبَ، وَضَرَبَ الخُدُودَ، وَدَعَا بِدَعْوَةِ
الجَاهِلِيَّةِ»
•
“(Bir yakının ölmesi üzerine) elbisesinin yakalarını
yırtan, eli ile kendisine vurup dövünen ve cahiliyye çağrısı ile feryat eden
(ağıt yaka) kimse bizden değildir.”[1]
Hz. Hüseyin’in Fazileti:
•
Rasulullah
buyurdu ki:
•
«هُمَا رَيْحَانَتِي مِنَ
الدُّنْيَا رَضِيَ اللَّهُ عَنْهُمَا»
•
"Hasan ve Hüseyin, benim dünyada
kokladığım iki çiçeğimdir"[2]
•
دَخَلَ حُسَيْنُ بْنُ عَلِيٍّ عَلَيْهِ السَّلَامُ الْمَسْجِدَ فَقَالَ
جَابِرُ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ: «مَنْ أَحَبَّ
أَنْ يَنْظُرَ إِلَى سَيِّدِ شَبَابِ الْجَنَّةِ، فَلْيَنْظُرْ إِلَى هَذَا،
سَمِعْتُهُ مِنْ رَسُولِ اللَّهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ» .
•
Hz. Hüseyin Mescide girdiği zaman Cabir
b. Abdullah, Rasulullah’tan “Cennet gençlerinin efendisini görmek isteyen Hz.
Hüseyin’e baksın” dediğini nakletmiştir.[3]
•
Rasulullah buyurdu ki:
•
«مَنْ أَحَبَّهُمَا فَقَدْ
أَحَبَّنِي، وَمَنْ أَبْغَضَهُمَا فَقَدْ أَبْغَضَنِي»
•
“Onları seven beni
sever, onlara buğz eden bana buğz etmiş olur.”[4]
******
•
Rasulullah buyurdu ki:
•
الْحَسَنُ وَالْحُسَيْنُ سَيِّدَا شَبَابِ أهْلِ
الْجَنَّةِ.وَأبُوهُمَا خَيْرٌ مِنْهُمَا
•
"Hasan ve Hüseyin cennet
ehlinin gençlerinin efendileridir. Babaları onlardan daha hayırlıdırlar”
•
Rasûlullah buyurdular ki:
•
أحِبُّوا اللّهَ لِمَا يَغْذُوكُمْ بِهِ مِنْ نِعَمِهِ، وَأحِبُّونِى لِحُبِّ اللّهِ.وَأحِبُّوا أهْلَ بَيْتِى لِحُبِّى
•
"Nimetleriyle sizi
beslediği için Allah'ı sevin. Beni de Allah sevgisi için sevin. Ehl-i Beytimi de benim sevgim için sevin.
•
Hz. Hüseyin adı
gibi fiziki özellikleri bakımından da çok güzel yaratılmıştı. Babası Hz. Ali
bir sözünde bunu şöyle ifade etmiştir: "Oğlum Hasan, göğsünden başına
kadar olan kısmında, diğer oğlum Hüseyin de bundan aşağı olan kısmında Hz.
Peygamber’e çok benzerdi" (Ahmed b. Hanbel, Müsned, I, 108).
•
Hz. Hüseyin yine ağabeyi ile birlikte dedesinin
özel dualarına mazhar olmuştur. Nitekim Hz. Peygamber, her iki torunu için "Allah'ım!
Ben, bunları seviyorum. Sen de sev bunları" (Tirmizî, “Menâkıb”, 31)
demiştir.
•
Kısa biyografisi itibariyle, Hüseyin 10 Ocak
626 yılında Medine’de dünyaya geldi. Peygamber’in emriyle doğumunun yedinci
günü akika kurbanı kesildi. Saçları tıraş edildi ve ağırlığınca gümüş
yoksullara dağıtıldı. Aynı gün sünnet oldu.
•
Peygamber vefat ettiğinde altı yaşları
civarında idi. Başka bir ifadeyle altı yıl kadar dedesiyle birlikte oldu. Hz.
Peygamber ağabeyi Hasan ile birlikte kendisine özel ilgi gösterdi. Zaman zaman
mescide götürdü. Sırtında taşıdı. Bazı dualar öğretti.
•
Hz. Hüseyin çocuk yaşta olması dolayısıyla,
birinci halife döneminde gerçekleşen irtidât hareketlerinin bastırılması ve
fetih faaliyetlerinde yer almadı. İkinci halife ve üçüncü halifenin hilafetinin
ilk altı yılında babasının yolunu izledi. Siyasi faaliyetlerden genellikle uzak
durdu. Kaynakların verdiği bilgilere göre Peygamber torunu olarak daima hürmet
gördü.
•
Üçüncü halife Hz. Osman döneminde ağabeyi Hz.
Hasan ile birlikte 650 yılında Taberistan seferine katılan Hz. Hüseyin, Hz.
Osman’ın hilafetinin ikinci yarısından sonra ortaya çıkan ihtilaflarda
babasının verdiği görevler çerçevesinde, diğer sahabî gençleriyle birlikte
halifeyi koruma görevi aldı. İki aya yakın bu görevini başarıyla sürdüren Hz.
Hüseyin halifenin şehit edilmesinden büyük üzüntü duydu.
•
24 Haziran 656 yılında babası Hz. Ali’nin
hilafete geçmesiyle birlikte kendisini siyasi olayların içinde bulan Hz.
Hüseyin, babasını takip ederek Kufe’ye geçti, onun bütün seferlerine iştirak
etti. Bu bağlamda Cemel, Sıffîn ve Nehrevân savaşlarına katıldı.
•
Babasının şehit edilmesinden (28 Ocak 661)
sonra ağabeyi Hasan’ın yanında yer aldı. Onun altı ay sonra Muaviye ile belli
şartlar altında anlaşma yapıp hilafetten çekilmesini ise bazı kaynaklara göre
onaylamadı, ancak ağabeyine itaatini sürdürdü. Medine’ye intikal etti. Orada
ilim ve ibadetle meşgul ol
•
du.
•
Ne var ki Muaviye’nin ölümünden sonra oğlu
Yezid’in hilafet makamına oturması durumu değiştirdi.
•
Muaviye’nin ölümünden sonra
Yezid’in halife olmasıyla birlikte Kûfe’deki yönetim muhalifleri, derhal
harekete geçerek Mekke’de bulunan Hz. Hüseyin’i şehirlerine davet etmeyi
kararlaştırdılar. Bu amaçla Kûfe’deki muhalifler Süleyman b. Surad’ın evinde
toplanarak Hz. Hüseyin’e hitaben bir mektup kaleme aldılar. Mektupta, onu
Kûfe’ye gelerek dağınık durumda olan insanları Yezid’e karşı toplamaya
çağırıyorlar, şayet gelirse kendisini halife ilan ederek Yezid’e karşı
savaşacaklarına dair söz veriyorlardı. [1] Bu mektubu benzer talep ve vaatler
taşıyan başka davet yazıları takip etti. Hz. Hüseyin, gelen çağrıların
yoğunlaşması üzerine Kûfelilere hitaben şöyle bir cevap yazdı: “Bütün
anlattıklarınızı anlamış durumdayım. Sizlere amcamın oğlu Müslim’i
gönderiyorum. Ona halinizi, durumunuzu ve görüşlerinizi bana yazmasını
emrettim. Eğer o da sizin ileri gelenlerinizin bana gönderdikleri haberlerdeki
görüşler etrafında birleşmiş olduklarını yazacak olursa Allah’ın izniyle pek
yakında yanınızda olurum.” [2]
•
Iraklılar, Hz. Ali’ye destek
vererek başlattıkları iktidar mücadelesini, Muaviye’nin liderliğinde hareket
eden Suriyeliler karşısında kaybetmişlerdi. Bunun sonucu olarak devletin
merkezi, dolayısıyla hazinesi Kûfe’den Dımaşk’e nakledildi. Daha önce
kendilerini devletin asıl sahibi gören Iraklılar yeni şartlarda yönetime bağlı
sıradan bir eyalet statüsüne indiler. Onların fethettikleri büyük arazilerin
gelirleri artık Şamlıların kontrolüne girmişti. Iraklılar ise yönetimin keyfî
tavrına göre bazen artırılan bazen azaltılan bazen de tamamen kesilen, hiçbir zaman
da Şamlıların seviyesine ulaşamayan maaşlarla yetinmek zorunda kalmışlardı. Bu
şartlar eski başkentin gururlu sakinlerini son derece rahatsız ediyor, onların
yönetime karşı kinlerini daha da artırıyordu. Onlar bu rahatsızlıklarını
göstermek amacıyla fırsatını bulduklarında yönetime karşı isyan ettiler.
Emevîler aleyhine harekete geçmek istediklerinde ilk önce Hz. Ali’nin
çocuklarını ve torunlarını hatırladılar. Zira gerek geçmiş günlere duyulan
özlem gerekse Hz. Ali’ye beslenen muhabbet sebebiyle Iraklıların neredeyse
tamamı bu faaliyetlere gönülden destek oluyorlardı. Ancak bu destek bir türlü
gönül desteğinden kılıç desteğine dönüşmüyordu. Bunun neticesinde Ehl-i Beyt
adına başlangıçta coşkun bir heyecan yaratan ancak kısa sürede saman alevi gibi
parlayıp sönen kıyâmlar, Emevîlerin gücü karşısında hep etkisiz kaldı.
•
Hz. Hüseyin’in Emevî yönetimine
karşı harekete geçmesinin sebebi olarak, tek başına Kûfelilerin davetlerini
göstermek doğru olmaz. Zira o, daha kendisine herhangi bir mektup ulaşmadan
Medine’den ayrılıp Mekke’ye gitmiş, şûrâ ve seçim prensiplerine aykırı şekilde
kendisini halife ilan ettiği için Yezid’in meşruiyetini kabul etmemiştir.
•
Diğer taraftan Hz. Hüseyin’in
Müslümanları idare etme konusunda kendisini Yezid’den daha ehil ve layık
gördüğü de bilinmektedir.
•
Hz. Hüseyin, hareket etmeden
önce amcasının oğlu Müslim b. Akîl’i Kûfe’ye gönderdi. Müslim, şehre ulaşınca
halkın büyük teveccühüyle karşılaştı. Başlangıçta Muhtar es-Sekafî’nin evini
hareket merkezi olarak belirledi. Şehrin, mülayim bir kişiliğe sahip olan
valisi Numan b. Beşîr’in müsamahasından da istifadeyle Hz. Ali taraftarlarıyla
toplantılar düzenlemeye başladı. Gelenlerin pek çoğu Hz. Hüseyin'le birlikte
savaşacaklarına dair söz veriyorlardı. Sonuçta şehirde önemli sayıda bir taraftar
grubu toplandı. Bu gelişmeler üzerine Müslim, şehre gelmesi için Hz. Hüseyin’e
haber gönderdi. [5]
•
Hz. Hüseyin’e, davet
mektuplarının Kûfelilerden gelmiş olması, esasında beklenmeyen bir durum
değildir. Zira burası hem babası Hz. Ali hem de ağabeyi Hz. Hasan’ın siyasi
merkez olarak kabul ettiği şehirdi. Üstelik Hz. Ali taraftarlarının büyük bir
kısmı burada yaşıyordu. Daha yakın zamanda Muaviye’nin gerek Ziyâd gerekse oğlu
Ubeydullah eliyle onlara yaptıkları da zihinlerde canlılığını devam
ettiriyordu. Üstelik 20 yıl süresince Muaviye onların gönlünü almak için dahi
bir kez bile Irak’a gelmemiş, onlara iltifat etmemiştir. Bu durumda Irak halkı
nazarında Emevî halifeliği İslam toprakları ve eski başkent Kûfe’nin üzerinde
bir işgal faaliyeti olarak görülmüştür. Netice olarak Iraklılar, Hz. Ali
döneminde elde etmiş oldukları dünyalıkları Muaviye eliyle Şamlılara
kaptırmaları sebebiyle Hz. Hüseyin vasıtasıyla bu eski imkânlarını geri
alabilmek için tekrar şanslarını denemeye karar vermişlerdir.
•
Diğer taraftan Kûfe’de bulunan
Emevî taraftarları Yezid'e haber gönderilerek valinin şehirde olup bitenlere
kayıtsız kaldığını, şayet Kûfe’yi elinde tutmak istiyorsa onun yerine güçlü bir
valiyi görevlendirmesi gerektiğini bildirdiler. Bunun üzerine halifenin emriyle
şehrin idaresi Basra valisi Ubeydullah b. Ziyâd’a verildi. Yeni vali Kûfe’ye
gelir gelmez halkı itaate çağıran ve aynı zamanda tehdit içeren bir konuşma
yaptı:
•
"Halife
beni şehrinize vali ve haraç işlerinize memur tayin etti. Bana;
mazlum olanınıza iyilik etmeyi, yoksullarınızı doyurmayı, devlete itaat edene
iyi muamele etmeyi, âsi ve fitnecilere karşı sert davranmayı emretti. Ben
burada onun emrini uygulayacak, emirlerini yerine getireceğim. İyilerinize
karşı müşfik bir baba, itaat edenlerinize karşı bir kardeş gibi
davranacağım. Kılıç ve kırbacım; emrimi kabul etmeyen, bana karşı çıkanların
üzerinde olacaktır. Bundan sonra herkes dilediğini yapabilir.”
•
Hz. Hüseyin, Müslim’in
kendisini Kûfe’ye davet eden mektubunu alınca harekete geçmeye karar verdi.
Onun gitme hazırlıklarından haberdar olan Abdullah b. Abbâs, Iraklılara
güvenmemesi gerektiğini, onu çağıran insanların kendisini her an terk etme
ihtimali olduğunu söyledi. Buna karşılık Abdullah b. Zübeyr “Şayet benim
senin gibi taraftarlarım olsaydı oraya gitmekte hiç tereddüt
göstermezdim” diyerek Hz. Hüseyin’i Irak’a gitme konusunda teşvik etti.
Abdullah b. Abbâs ertesi gün yeniden gelerek ona, Irak’a gitmekten
vazgeçmesini, mutlaka bir hareket başlatmak istiyorsa Yemen’i tercih etmesinin daha
uygun olacağını zira oradakilerin kendisini daha gönülden destekleyeceklerini
ifade ettiyse de, Hz. Hüseyin’in kararını değiştiremedi.
•
Hz. Hüseyin yolculuk
hazırlıklarını tamamladıktan sonra Hicret'in 60. yılında Zilhicce ayının
sekizinci günü (9 Eylül 680) ailesiyle birlikte Mekke’den Kûfe’ye doğru yola
çıktı. Hareketi esnasından karşılaştığı herkes, ona Kûfelilere güvenmeyip geri
dönmesi tavsiyesinde bulundu.
•
Bunlar arasında meşhur şair
Ferazdak “Kûfelilerin kalbi seninle, kılıçları ise Ümeyyeoğulları’yla
birliktedir” diyerek Hz. Hüseyin’e Irak’a gitmemesi gerektiğini bildirdi.
Ancak onun ikazı da etkili olamadı. Bu esnada kafileye, Mekke’den Abdullah b.
Cafer’in gönderdiği mektup ulaştı. Abdullah b. Cafer, Hz. Hüseyin’e geri
dönmesi için adeta yalvarıyor, bu hareketin bütün aileyi yok olmaya
götürebileceği uyarısında bulunuyor, Mekke valisi Amr b. Sa‘îd’den kendisi için
emân aldığını bildiriyordu. Ancak onun bu çabası da Hz. Hüseyin’in Irak’a gitme
kararını değiştiremedi.
•
Yürüyüş esnasında Hz.
Hüseyin’in Kûfe’de bulunan Müslim’e haberci olarak göndermiş olduğu sütkardeşi
Abdullah b. Buktur’un da Husayn b. Numeyr’in devriyeleri tarafından yakalanıp
Kûfe’ye götürüldüğü ve burada Ubeydullah tarafından işkence edilerek
öldürüldüğü haberi geldi. Hz. Hüseyin bu son gelişme karşısında Kûfe’deki
taraftarlarından tamamen ümidini kestiğini, bu noktadan sonra geri dönmek
isteyenleri kınamayacağını bildirdi.
•
Bunun üzerine, kendisine destek
olmak için kafileye sonradan katılanlardan bir kısmı ayrılmaya başladılar.
Sonuçta Hz. Hüseyin’in yanında sadece Mekke’den birlikte yola çıktığı akrabası
kaldı.
•
Bu esnada Irak’tan gelen
Abdullah b. Mutî, Hz. Hüseyin’e “Allah adına senden geri dönmeni
istiyoruz. Allah’a yemin ederim ki sen sadece keskin kılıçlar üzerine
gidiyorsun. Sana bu haberleri gönderen kimseler şayet seni savaşmak durumunda
bırakmamış olsalardı, senin için her şeyi hazırlamış bulunsalardı ve bundan
sonra sen onların yanına gelseydin işte bu isabetli olurdu. Fakat şu sözünü
ettiğimiz durumda senin böyle bir iş yapmanı uygun görmüyorum” diyerek
uyarıda bulundu. Ancak Hz. Hüseyin, muhatabına şu cevabı verdi: “Senin
sözünü ettiğin bu durumu biliyorum. Fakat Azîz ve Celîl olan Allah’ın emrine
hiçbir kimse karşı gelemez.”
•
Hz. Hüseyin Sâlebiyye denilen
yere geldiğinde Müslim b. Akîl’in, Ubeydullah b. Ziyâd tarafından öldürüldüğü
haberi ulaştı. Bu gelişme üzerine Hz. Hüseyin’in ile birlikte hareket
edenlerden bazıları Kûfe’de artık yardımcıları kalmadığı için bu noktadan daha
ileri gitmenin fayda sağlamayacağını, üstelik bunun hayatlarını tehlikeye atmak
anlamına geleceğini söylediler. Ancak bu defa da Müslim’in çocukları
babalarının intikamını almadan geri dönmeyeceklerini ilan ettiler. Hz. Hüseyin
bu gelişme üzerine yola devam kararı aldı.
•
Kısa süre sonra Ubeydullah b.
Ziyâd’ın mektubu geldi. Kûfe valisi, Hürr b. Yezid’e Hz. Hüseyin’in sarp ve
müstahkem yerlere sığınmasına engel olmasını, onu susuz ve insanların
uğramadıkları bir yerde konaklamaya zorlamasını emretti. Bunun üzerine Hz. Hüseyin
yanındakilerle birlikte Ninova bölgesinde yer alan ve günümüzde Bağdat’ın 100
km. güneydoğusunda bulunan Kerbela denilen yere indirildi. (2 Muharrem 61/2
Ekim 680).
•
Bu arada Kûfe’den gelen bir
topluluk, Hz. Hüseyin’in haberci olarak göndermiş olduğu Kays b. Müshir
es-Saydâvî’nin Ubeydullah b. Ziyâd tarafından yakalanıp kalenin üzerinden
atılmak suretiyle öldürüldüğünü bildirdiler. Artık Hz. Hüseyin için Kûfe’de en
küçük bir ümit ışığı kalmamış oldu.
•
Vali, Ömer b. Sa‘d’a şu şekilde
yazılmış bir mektup gönderdi: “Ben seni Hüseyin’e onunla savaşmaktan geri
kalman, onu ilerletmen, ona uzun süre tanıman, ya da bana karşı ona şefaat
etmen için göndermedim. Şimdi iyi dinle. Şayet Hüseyin ve beraberindekiler
benim vereceğim karara razı olup teslim olurlarsa, onları bana gönder, kabul
etmeyecek olurlarsa onları öldürünceye kadar savaş. Bizim emirlerimizi
uygulayacak olursan, dinleyip itaat edenler nasıl mükâfatlandırılırsa, biz de
seni aynı şekilde mükâfatlandırırız. Kabul etmeyecek olursan da askerlerimizin
başından ayrıl ve komutayı Şemir’e bırak”. Ömer b. Sa‘d, Kûfe’den gelen bu emir
sebebiyle rahatsız oldu, ancak görevini Şemir’e devretmeyerek Hz. Hüseyin’e
karşı düzenlenecek saldırıyı bizzat idare etmeye karar verdi. [24]
•
Ubeydullah b. Ziyâd’dan gelen
son talimatla birlikte artık savaş kaçınılmaz hale geldi. Saldırı vaktinin
yaklaştığını fark eden Hz. Hüseyin Muharrem’in 9’u Perşembe günü (9 Ekim 680),
Ömer b. Sa‘d’a haber göndererek ertesi sabaha kadar saldırıyı ertelemelerini,
gece boyu ibadet edip mağfiret dileyeceklerini bildirdi. Komutan bu teklifi
kabul etti. Gece yarısı yanındakileri toplayan Hz. Hüseyin, Kûfelilerin asıl
hedefinin kendisi olduğunu, dolayısıyla isteyenin burayı terk ederek canını
kurtarabileceğini, gidenlerin de hiçbir zaman kınanmayacağını söyledi. Ancak
yanında yer alanların tamamı sonuna kadar kendisiyle birlikte olacaklarını
bildirdiler. Bunun üzerine Hz. Hüseyin savunma amacıyla çadırların birbirlerine
yaklaştırılmasını, kadın ve çocukların da ortada toplanmasını istedi.
•
Ertesi gün (10 Muharrem Cuma
61/10 Ekim 680) her iki taraf sabah namazını kaldıktan sonra savaş vaziyeti
aldı. Hz. Hüseyin saldırı emri bekleyen Kûfelilere tekrar uzun bir konuşma
yaptı. Kendisinin bizzat Kûfe ordusunda bulunan kişilerin davet mektupları
sebebiyle burada olduğunu söyledikten sonra Mekke’ye mektup gönderenlerin
isimlerini saydı. Ancak oradakiler biz böyle bir şey yapmadık diyerek Hz.
Hüseyin’e yaptıkları davet çağrılarını inkar ettiler.
•
Bu esnada ilginç bir olay
gerçekleşti: Mekke-Kûfe yolunda Hz. Hüseyin’i karşılayan ve onun geri dönmesine
engel olan ilk Irak birliğinin komutanı Hürr b. Yezid, Ömer b. Sa‘d’ın
ordusundan ayrılarak Hz. Hüseyin’in saflarına katıldı. Daha önceki
davranışlarından dolayı kendisinden özür diledi ve onun yanında savaşacağını bildirdi.
Ardından da arkadaşlarını Hz. Hüseyin’e karşı savaşmamaları konusunda uyarmaya
çalıştı. Ancak konuşmaları herhangi bir netice vermedi.
•
Hürr’ün Hz. Hüseyin tarafına
geçmesinin ardından Kûfe birliğinin komutanı Ömer b. Sa‘d’ın Hz. Hüseyin
tarafına atmış olduğu okla savaş başladı. Hz. Hüseyin’in yanında bulunanlar onu
korumak amacıyla etrafını sarmış vaziyette savaşıyorlardı. Bu hususta en fazla
gayret gösterenlerden birisi de Kûfeli Hürr b. Yezid idi. Ancak az sayıdaki Hz.
Hüseyin taraftarlarının dört bir yandan yapılan yoğun hücumlara mukavemet
göstermeleri mümkün değildi. Diğer taraftan komutan Ömer b. Sa‘d, Husayn b.
Numeyr’e doğrudan Hz. Hüseyin’i hedef alan bir saldırı gerçekleştirmesini
emretti. Bu saldırı neticesinde Hz. Hüseyin’i korumaya çalışanlar sırasıyla
öldürüldüler. Nihayet geride sadece Hz. Hüseyin kaldı. Ancak Kûfeli askerlerden
yanına gelen herkes geri dönüyor hiç kimse onu öldürmeye cesaret edemiyordu.
Nihayet Şemir’in teşviki ve kesin emriyle askerler hep birlikte saldırdılar.
İlk önce Mâlik b. Nusayr isimli Kûfeli onun başına vurarak yaraladı. Aynı anda
Kûfeli komutanlardan Husayn b. Numeyr’in attığı ok Hz. Hüseyin’in boğazına
saplandı. Bunun hemen ardından Şemir yanındaki on kişiyle yaralı vaziyette
bulunan Hz.Hüseyin’in üzerine yürüyerek öldürücü darbeler vurdu. Bu son saldırı
neticesinde Hz. Hüseyin şehit edildi. Kûfeliler onu öldürdükten sonra
eşyalarını yağmaladılar. Çadırlarda bulunan mallar gasp edildi. Askerler bu
esnada çadırlardan birinde Hz. Hüseyin’in hasta vaziyette yatan oğlu
Zeynelâbidin adıyla tanınan Ali’yi buldular. Şemir onu da öldürmek istediyse de
yanındakiler çocuk yaşta, üstelik hasta olan bir kişinin öldürülemeyeceğini
söyleyerek onun cinayetine engel oldular. Sonuçta Hz. Hüseyin de dâhil olmak
üzere Kerbelâ hadisesinde 72 kişi Kûfeliler tarafından öldürüldü. Kaynaklarda
çarpışmalar esnasında Kûfelilerin de 88 kayıp verdikleri rivayet edilir. [28]
•
İslam tarihçileri Kerbelâ
hadisesini teferruatıyla aktardıktan sonra, bu olaya doğrudan veya dolaylı
müdahil olanların sorumlulukları üzerine bir takım değerlendirmeler
yapmışlardır. Bunun sonucunda hadisede birinci derecede sorumlu olanlar
halîfelik makamında bulunan ve hadisenin siyasî mesuliyetini yüklenen Yezid,
onun Kûfe’deki valisi Ubeydullah b. Ziyâd ve emrindeki komutanlar, Hz.
Hüseyin’i şehirlerine davet edip sonra da yalnız bırakan, üstelik Kerbelâ’da
bizzat kendi elleriyle katleden Kûfelilerdir.
•
Hz. Hüseyin başta olmak üzere
yakınlarının şehit edilmesi, ayrıca daha sonra gerçekleşecek olan Medine
istilâsı ve Mekke’nin muhasarasıyla birlikte Kâbe’nin mancınıklarla tahrip
edilmesi hadiselerinin baş sorumlusu olması sebebiyle Yezid b. Muaviye, İslam
tarihi boyunca Müslümanların hafızasında belki de en çok nefret edilen şahıs
olmuştur. O kadar ki, onun ismi insanlar arasında hakaret sıfatı olarak
kullanılmıştır ki, bu anlayış günümüzde de devam etmektedir. Hz. Hüseyin ve
onunla birlikte öldürülenlerin kesik başları çarpışmaların hemen ardından vali
Ubeydullah b. Ziyâd’a götürüldü. Ömer b. Sa‘d da iki gün sonra Hz. Hüseyin’den
kalan kadın ve çocukları Kûfe’ye sevketti. Geride bırakılan şehit cesetleri
bölgede yaşayan Benî Esed kabilesi mensupları tarafından Hâir denilen yere
defnedildi.
•
Hz. Hüseyin’in ve
arkadaşlarının başlarıyla kadın ve çocuklar Kûfe’den başkent Şam’a götürüldü.
İslam tarihi kaynaklarında Yezid b. Muaviye’nin Hz. Hüseyin ve taraftarlarının
başına gelenlere çok üzüldüğü, hadisenin bu noktaya gelmesinde Ubeydullah b.
Ziyâd’ı sorumlu tuttuğu ve ona lanet okuduğu rivayetleri mevcuttur. Ancak
Yezid’in bu hususta Ubeydullah’a karşı herhangi bir yaptırım uygulamamış
olması, onun gelişmeleri gerçek anlamda onaylamadığı görüşüne şüphe düşürür
mahiyettedir.
•
Bununla birlikte Yezid, yanında
bulundukları süre zarfında Hz. Hüseyin’in geride bıraktığı ailesine özel
misafiri muamelesi yapmış, bir süre sonra her türlü ihtiyaçlarını karşılamak
suretiyle yanlarına muhafız birlikleri görevlendirerek onların salimen
Medine’ye ulaşmalarını sağlamıştır.
•
Bazı tarihçiler, hadisenin bu
şekilde neticelenmesinde Hz. Hüseyin’in de ihmal ve sorumluluğunun bulunduğuna
dikkat çekerler. Onlara göre pek çok sahâbe önderi ona Mekke’yi terk edip
Kûfe’ye gitmemesi, mutlaka harekete geçmesi gerekiyorsa bunun yerine Yemen’i
tercih etmesi konusunda uyarıda bulunmalarına rağmen Hz. Hüseyin, tek başına
karar vererek ikazları dikkate almamış, istişare prensibine aykırı
davranmıştır. Üstelik düşmanla muharebeye giderken de ihtiyatlı davranıp
yanında kendisini koruyacak kadar asker bulundurmamış, sonu belli olmayan bu
harekete girişerek aile fertlerinin de canlarını tehlikeye atmıştır.
Kûfelilerin güvenilmez insanlar olduğunu babası ve ağabeyinin tecrübelerinden
açıkça bilmesi, ayrıca temsilcisi olarak gönderdiği Müslim b. Akîl’in
öldürüldüğünü haber almasına rağmen geri dönmemiş ve Kûfe’ye hareketini
sürdürmüştür. Onun bu davranışı Ehl-i Beyt’in büyük bir kısmının yok olmasına
sebep olmuştur.
•
Kerbelâ hadisesi sadece siyasî
neticeler doğurmamış, politik nitelikli başlayan Şia hareketi ideolojisini
belirleyen en önemli âmil olarak kabul edilmiştir. Şiilik bundan sonra sadece
Ali taraftarı olma boyutunu aşmış, ona bağlı olanları, Müslümanları yönetmeyi
Hz. Ali evladının devredilmez hakkı olduğu inancını bir dinî hüküm olarak kabul
eden bir grup haline getirmiştir.
•
Şiiler, Emevîlerin veraset
yoluyla iktidarın devri anlayışına tepki olarak hilâfetin sadece Hz. Ali
soyundan gelenlerin hakkı olduğu tezini savunmaya, hatta bunu bir akîde olarak
benimsemeye başlamışlardır. Nitekim daha sonraki süreçte Ehl-i Beyt adına
atılan bütün siyasi adımların ve fikrî temellendirmelerin referans noktası
Kerbela hadisesi olmuştur.
•
Hulasa Hz. Hüseyin’in şehit
edilmesi Şia mezhebinin siyasi hayat kaynağı, adeta doğum tarihi olarak telakki
edilmiştir. Nitekim Şiiliğin temel şahsiyeti ve hareket noktası resmiyette Hz.
Ali olmakla birlikte, bu olay sebebiyle Hz. Hüseyin’in adı daha öne çıkmıştır.
•
Şiiler tarafından Hz.
Hüseyin’in şehit edildiği tarih büyük ihtifallerle hatırlanır ve görkemli
törenler yapılırken Hz. Ali’nin şehit edilmesi hadisesi ve yıldönümü aynı
ilgiyi hiçbir zaman görmemiştir.
•
Gerçekten günümüzde de
İmâmiyye’nin gönül ve duygu dünyasını Hz. Hüseyin sevgisi yönlendirmektedir.
Onun trajik sonu İslam edebiyatında başlı başına bir tür oluşturmuş ve
özellikle taziye törenlerinde okutulmak üzere “maktel”, “Maktel-i Hüseyin” adı
verilen mersiyeler kaleme alınmıştır.
•
Kerbela hadisesi, yakın ve uzak
neticeleri açısında İslam tarihinin önemli ve karmaşık olayları arasında kabul
edilir. Kerbela sebebiyle gerek devlet başkanı Yezid gerekse Emevî hanedanına
karşı toplumda büyük infiale sebep olmuştur. Nitekim Hz. Hüseyin’in
öldürülmesine tepki olarak çeşitli şahıs ve gruplar tarafından, farklı gayeler
güdülerek pek çok isyan gerçekleştirilmiştir. Sonuçta bu olay, Emevîlerin
Müslüman kamuoyunun desteğini önemli ölçüde kaybetmesine sebep olmuş ve
hanedanın yıkılışına kadar yönetim aleyhtarı faaliyetlerin en önemli propaganda
malzemesi haline gelmiştir.
•
Hadiseyi gayeleri uğruna en iyi
kullananlar ise Horasan’da başlattıkları isyan sonucunda iktidarı Emevîlerin
elinden alan Abbâsîler’dir. Bundan dolayı İslam tarihçileri Emevî devletinin
yıkılış sebepleri arasında Hz. Hüseyin’in öldürülmesini öncelikli olarak
zikrederler.
[1]
Müslim.
[2] İbn
Hanbel, Fadailu’s-Sahabe.
[3] İbn Hanbel,
Fadailu’s-Sahabe.
[4] İbn
Sa’d, Tabakat.

Yorumlar
Yorum Gönder
Lütfen eleştiri, yorumlarınızı iletin. Saygılar!