SORUMLULUK BİLİNCİ
SORUMLULUK BİLİNCİ
MÜSLÜMAN
SORUMLULUKLARININ BİLİNCE BİR HAYAT YAŞAR
Varlıklar
İçinde İnsan, Allah’ın Sorumluluk Teklifini Kabul Etmiştir
إِنَّا عَرَضْنَا الْأَمَانَةَ عَلَى السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ وَالْجِبَالِ
فَأَبَيْنَ أَن يَحْمِلْنَهَا وَأَشْفَقْنَ مِنْهَا وَحَمَلَهَا الْإِنسَانُ
إِنَّهُ كَانَ ظَلُومًا جَهُولًا
Biz emaneti,
göklere, yere ve dağlara teklif ettik de onlar bunu yüklenmekten çekindiler,
(sorumluluğundan) korktular. Onu insan yüklendi. Doğrusu o çok zalim, çok cahildir.
(Ahzab, 33/72)
Buradaki
emanetten kasıt yerine getirilmesi gereken yükümlülükler ve farzlardır.
Bunlarla birlikte halife kabul edilen insandan Allah’ın yapmasını istediği tüm
fiiller bu emanet kapsamındadır. İnsan bu teklifi ve halifeliği kabul etti.
Ancak gökler, yer ve dağlar bu yükün ağırlığını taşıyamayacaklarından bundan
vazgeçtiler. (Elmalılı, Hak Dini Kur’an Dili, VI, 342)
Cenab-ı Hakk bu
ayetle şunu ifade ediyor:
Kullarıma geniş
hak ve yetkiler vereceğim.
İradesinde ve
fiilinde serbest bırakacağım.
Kendimi
gizlemekle birlikte istikametten ayrılmaması için peygamberler göndereceğim,
emir ve yasaklarımı bildireceğim.
İmtihan etmemin
hikmeti olarak kendimi kulumdan gizleyeceğim.
Vermiş olduğum
hak ve yetkileri rahat kullanabilmesi için bütün kainatı (mahlukatı) ona
musahhar (emrine amade) kılacağım.
Tabii bir sonuç
olarak yaptıklarının hesabını soracağım. Ödüle layık ise mükafatlandıracak,
cezaya müstehak ise gereğini yapacağım.
Hiçbir kuluma
adaletsizlik yapmayacağım, herkes yaptığının karşılığını görecek.
لَوْ أَنزَلْنَا هَذَا الْقُرْآنَ عَلَى جَبَلٍ لَرَأَيْتَهُ خَاشِعًا
مُتَصَدِّعًا مِنْ خَشْيَةِ اللَّهِ وَتِلْكَ الْأَمْثَالُ نَضْرِبُهَا لِلنَّاسِ
لَعَلَّهُمْ يَتَفَكَّرُونَ
Eğer biz bu Kur'an'ı bir dağa indirseydik, muhakkak ki onu, Allah korkusundan baş eğerek, parça parça olmuş görürdün. Bu misalleri insanlara düşünsünler diye veriyoruz. (Haşr, 59/21)
İnsan İrade
Sahidir; İyilik ve Kötülüğü Seçme İstidadına Sahiptir:
إِنَّا هَدَيْنَاهُ السَّبِيلَ إِمَّا شَاكِرًا وَإِمَّا كَفُورًا
Şüphesiz biz
ona (doğru) yolu gösterdik. İster şükredici olsun ister nankör. (İnsan, 76/3)
وَنَفْسٍ وَمَا سَوَّاهَا * فَأَلْهَمَهَا فُجُورَهَا وَتَقْوَاهَا
Nefse ve onu
biçimlendirene, Sonra da ona iyilik ve kötülükleri ilham edene yemin ederim ki,
(Şems, 91/7-8)
Sorumluluğunun
Bilincinde Olmayan Bir Gafilin Kur’an’daki Portresi:
فَلَا صَدَّقَ وَلَا صَلَّى{31} وَلَكِن كَذَّبَ وَتَوَلَّى {32} ثُمَّ ذَهَبَ
إِلَى أَهْلِهِ يَتَمَطَّى
{33}
أَوْلَى لَكَ فَأَوْلَى {34} ثُمَّ أَوْلَى لَكَ فَأَوْلَى {35} أَيَحْسَبُ
الْإِنسَانُ أَن يُتْرَكَ سُدًى
{36}
İşte o,
(Peygamber'in getirdiğini) doğru kabul etmemiş, namaz da kılmamıştı. Aksine
yalan saymış ve yüz çevirmişti. Sonra da çalım sata sata yürüyerek kendi ehline
(taraftarlarına) gitmişti. Sana yazıklar olsun, yazıklar! Daha ne olsun, sana
yazıklar olsun, yazıklar! İnsan, kendisinin başıboş bırakılacağını mı sanır!
(Kıyame, 75/31-36)
Sizi Cehenneme
Sokan Nedir?
مَا سَلَكَكُمْ فِي سَقَرَ
{42} قَالُوا لَمْ نَكُ مِنَ الْمُصَلِّينَ {43} وَلَمْ نَكُ نُطْعِمُ الْمِسْكِينَ
{44} وَكُنَّا نَخُوضُ مَعَ الْخَائِضِينَ {45} وَكُنَّا نُكَذِّبُ بِيَوْمِ
الدِّينِ {46} حَتَّى أَتَانَا الْيَقِينُ {47}
42- "Nedir sizi Sekar'a (cehennem'e) sokan?" 43- Suçlular der ki:
"Biz namaz kılanlardan değildik." 44- "Yoksula da yedirmezdik."
45- "Boş şeylere dalanlarla dalar giderdik." 46- "Ceza
gününü yalanlardık."
47- "Nihayet bize ölüm gelip çattı." (Müddessir, 74/42-47)
اَيَحْسَبُ الْاِنْسَانُ اَنْ يُتْرَكَ سُدًىؕ
İnsan, kendisinin başı boş bırakılacağını mı sanır? Kıyâmet Suresi – 36
اَحَسِبَ
النَّاسُ اَنْ يُتْرَكُٓوا اَنْ يَقُولُٓوا اٰمَنَّا وَهُمْ لَا يُفْتَنُونَ ﴿٢﴾
وَلَقَدْ
فَتَنَّا الَّذٖينَ مِنْ قَبْلِهِمْ فَلَيَعْلَمَنَّ اللّٰهُ الَّذٖينَ صَدَقُوا
وَلَيَعْلَمَنَّ الْكَاذِبٖينَ ﴿٣﴾
İnsanlar, denenip sınavdan geçirilmeden, “İman
ettik” demekle bırakılacaklarını mı sanıyorlar?
Andolsun ki biz, onlardan öncekileri de sınamıştık. Allah, elbette doğru olanları ortaya çıkaracaktır; kezâ O, yalancıları da mutlaka ortaya çıkaracaktır. Ankebût Suresi - 2-3
Başta Peygamberler
Sorgulanacaktır:
Peygamberlere,
peygamberlik görevini yapıp yapmadıklarından, fert ve toplumlara ise
peygamberin davetine uyup uymadıklarından, sorulacaktır.
فَلَنَسْأَلَنَّ الَّذِينَ أُرْسِلَ إِلَيْهِمْ وَلَنَسْأَلَنَّ
الْمُرْسَلِينَ
“Kendilerine
peygamber gönderilenlere (fert ve toplumlara) mutlaka soracağız ve
peygamberlere de soracağız.” (A’râf, 7/6)
وَإِنَّهُ لَذِكْرٌ لَكَ وَلِقَوْمِكَ وَسَوْفَ تُسْأَلُونَ
“(Ey
Peygamberim!) Şüphesiz bu Kur’an, sana ve kavmine bir öğüt ve şereftir. Ondan
sorulacaksınız.” (Zuhruf, 43/44) âyetleri bunun delilidir.
İnsanlar da
Peygamberlerin Getirdiklerinden Sorgulanacaklardır
وَيَوْمَ يُنَادِيهِمْ
فَيَقُولُ مَاذَا أَجَبْتُمُ الْمُرْسَلِينَ
“Allah kıyamet günü onlara seslenir ve peygamberlere ne cevap verdiniz der.” (Kasas, 28/65),
يَوْمَ يَجْمَعُ اللّهُ الرُّسُلَ فَيَقُولُ مَاذَا أُجِبْتُمْ قَالُواْ لاَ
عِلْمَ لَنَا إِنَّكَ أَنتَ عَلاَّمُ الْغُيُوبِ
“O gün Allah,
peygamberleri toplar ve onlara, ‘size (davetinize) ne derece uyuldu’ der.”
(Mâide, 5/109)
فَوَرَبِّكَ لَنَسْأَلَنَّهُمْ أَجْمَعِيْنَ (92) عَمَّا كَانُوا يَعْمَلُونَ
“Rabbine and olsun ki, onların hepsine yapmakta olduklarını mutlaka soracağız.” (Hıcr, 15/92-93)
Şuurlu Müslüman
nebinin çağrısına kulak verir
رَبَّنَٓا اِنَّـنَا سَمِعْنَا مُنَادِياً يُنَادٖي لِلْاٖيمَانِ اَنْ
اٰمِنُوا بِرَبِّكُمْ فَاٰمَنَّاࣗ رَبَّنَا فَاغْفِرْ لَنَا ذُنُوبَنَا وَكَفِّرْ
عَنَّا سَيِّـَٔاتِنَا وَتَوَفَّـنَا مَعَ الْاَبْرَارِۚ ﴿١٩٣﴾
رَبَّنَا وَاٰتِنَا مَا وَعَدْتَنَا عَلٰى رُسُلِكَ وَلَا تُخْزِنَا يَوْمَ
الْقِيٰمَةِؕ اِنَّكَ لَا تُخْلِفُ الْمٖيعَادَ ﴿١٩٤﴾
Rabbimiz!
Doğrusu biz ‘Rabbinize inanın!’ diyerek, imana çağıran bir davetçiyi işitip
iman ettik. Rabbimiz! Günahlarımızı bağışla, kötülüklerimizi sil ve bize
iyilerin ölümünü nasip et.
﴾194﴿ Rabbimiz! Peygamberlerin aracılığıyla bize vaad ettiklerini ver bize; kıyamet gününde bizi rezil etme. Sen asla sözünden caymazsın.”
Allah Dileseydi Sizi Tek Bir Ümmet (Mü'minler) Yapardı
وَلَوْ شَاء اللّهُ لَجَعَلَكُمْ أُمَّةً وَاحِدَةً وَلكِن يُضِلُّ مَن يَشَاء
وَيَهْدِي مَن يَشَاء وَلَتُسْأَلُنَّ عَمَّا كُنتُمْ تَعْمَلُونَ
“Allah dileseydi hepinizi bir tek ümmet kılardı; fakat O, dilediğini saptırır, dilediğini de doğru yola iletir. Yaptıklarınızdan mutlaka sorumlu tutulacaksınız.” (Nahl, 16/93)
-Allaha karşı
sorumluluklarını bilincinde olmalı
وَاعْبُدُوا اللَّهَ وَلَا تُشْرِكُوا بِهِ شَيْئًا
“Allah'a ibadet
edin ve O'na hiçbir şeyi ortak koşmayın.
Hadis:
Nitekim
Rasulullah sallallâhu aleyhi ve sellem efendimiz Muaz b. Cebel’e hitaben;
“Muaz! Allah’ın kulları üzerindeki hakkının ne
olduğunu bilir misin? ”diye sordu. Muaz: “Allah ve Resulü bilir.” dedi.
Peygamber
sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle devam etti:
“Allah’ın
kulları üzerindeki hakkı, ona ibadet etmeleri ve hiçbir şeyi ona ortak
koşmamalarıdır.
Peki, bu
görevlerini yerine getiren kulların Allah’ın üzerindeki haklarının ne olduğunu
bilir misin?”
Muaz: “Allah ve Resulü bilir.” dedi. Hz.
Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem: “Onların Allah üzerindeki hakları,
Allah’ın onlara azap etmemesidir” diye buyurdu. (Buharî, Müslim,)
قُلْ إِنَّ صَلاَتِي وَنُسُكِي وَمَحْيَايَ وَمَمَاتِي لِلّهِرَبِّ
الْعَالَمِينَ
Ey Muhammed! De
ki: “Şüphesiz benim namazım da, diğer ibadetlerim de, yaşamam da, ölümüm de âlemlerin
Rabbi Allah içindir.”(En`am suresi 162)
اِنّي وَجَّهْتُ وَجْهِيَ لِلَّذي فَطَرَ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضَ حَنيفًا
وَمَٓا اَنَا مِنَ الْمُشْرِكينَ
“Ben, hakka yönelen birisi olarak yüzümü, gökleri ve yeri yaratana döndürdüm. Ben, Allah’a ortak koşanlardan değilim.” (En’âm, 6/79)
-Müslüman
kullara karşı sorumluluk bilincindedir
عَنْ تَمِيمٍ
الدَّاريِّ رَضِيَ اللهُ تَعَالَىٰ عَنْهُ قَالَ: قَالَ رَسُولُ اللهِ صَلَّى
اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: « الدِّين النَّصيحة، ــ ثلاثًا ــ.
قُلنا: لِمَنْ ؟. قَالَ: للهِ ولكتابهِ ولرسُولهِ، ولأئِمَّة المُسلمين وعَامَّتهِم ». ( رواه مسلم
(Allah Resûlü) “Din nasihattir/Sorumluluktur”
buyurdu. “Kime Ya Resûlullah?” diye sorduk. O da; “Allah´a, Kitabina,
Peygamberine, Müslümanlarin yöneticilerine ve bütün müslümanlara” diye cevap
verdi.
-Kendine karşı
-Ailesine karşı
-Yakın ve uzak
komşularına
-Yakın ve uzak
akrabalarına
-Kendinden büyükler
ve kendinden küçüklere
-Yaratılmış tüm
varlıklara
أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ (صعلم) قَالَ أَلَا كُلُّكُمْ رَاعٍ وَكُلُّكُمْ
مَسْئُولٌ عَنْ رَعِيَّتِهِ فَالْإِمَامُ الَّذِي عَلَى النَّاسِ رَاعٍ وَهُوَ
مَسْئُولٌ عَنْ رَعِيَّتِهِ وَالرَّجُلُ رَاعٍ عَلَى أَهْلِ بَيْتِهِ وَهُوَ
مَسْئُولٌ عَنْ رَعِيَّتِهِ وَالْمَرْأَةُ رَاعِيَةٌ عَلَى أَهْلِ بَيْتِ
زَوْجِهَا وَوَلَدِهِ وَهِيَ مَسْئُولَةٌ عَنْهُمْ وَعَبْدُ الرَّجُلِ رَاعٍ عَلَى
مَالِ سَيِّدِهِ وَهُوَ مَسْئُولٌ عَنْهُ أَلَا فَكُلُّكُمْ رَاعٍ وَكُلُّكُمْ
مَسْئُولٌ عَنْ رَعِيَّتِهِ
“Hepiniz
yöneticisiniz ve hepiniz yönettiklerinizden sorumlusunuz. Devlet başkanı
yöneticidir ve yönettiklerinden sorumludur. Erkek, eşi ve çocuklarının
yöneticisidir ve onlardan sorumludur. Kadın, eşinin evinde yöneticidir ve
yönettiğinden sorumludur. Hizmetçi/işçi iş verenin (uhdesine verdiği)
malının/işinin yöneticisidir ve yönettiğinden sorumludur.” (Buhari, Ahkam, 1;
Tirmizi, Cihad, 27; Ebu Davud, İmare, 1)
İyi ve kötü
insan:
أَنّ
رَسُولَ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ وَقَفَ عَلَى أُنَاسٍ جُلُوسٍ
، فَقَالَ : " أَلَا أُخْبِرُكُمْ بِخَيْرِكُمْ مِنْ شَرِّكُمْ ؟ "
Hz. Peygamber oturan bir grup sahabinin yanında durarak, “Size en iyiniz ve en kötünüzü bildireyim mi?” diye sorar.
قَالَ : فَسَكَتُوا ،
Orada oturanlar susar cevap vermezler.
فَقَالَ
ذَلِكَ ثَلَاثَ مَرَّاتٍ ، فَقَالَ رَجُلٌ : بَلَى يَا رَسُولَ اللَّهِ ،
أَخْبِرْنَا بِخَيْرِنَا مِنْ شَرِّنَا ،
Hz.
Peygamber üç defa tekrar edince içlerinden biri, “evet ey Allâh’ın elçisi, bize
en iyimizi ve en kötümüzü haber ver” der.
قَالَ : " خَيْرُكُمْ مَنْ يُرْجَى
خَيْرُهُ وَيُؤْمَنُ شَرُّهُ ،
Peygamber
Efendimiz: Sizin en iyiniz kendisinden iyilik beklenen ve kötülüğünden emin
olunandır.
وَشَرُّكُمْ
مَنْ لَا يُرْجَى خَيْرُهُ وَلَا يُؤْمَنُ شَرُّهُ " ،
قَالَ أَبُو عِيسَى : هَذَا حَدِيثٌ حَسَنٌ
صَحِيحٌ .
Sizin
en kötünüz de, kendisinden iyilik beklenmeyen, kötülüğünden de emin
olunmayanınızdır” (Tirmizi, Fiten, 76. IV, 528) buyururlar
Müslüman nankör değil her zaman hamd ile şükür bilinciyle yaşar
أَلَمْ تَرَوْا أَنَّ اللَّهَ
سَخَّرَ لَكُم مَّا فِي السَّمَاوَاتِ وَمَا فِي الْأَرْضِ وَأَسْبَغَ عَلَيْكُمْ
نِعَمَهُ ظَاهِرَةً وَبَاطِنَةً
Allah'ın, göklerde ve yerdeki (nice varlık ve imkânları) sizin emrinize
verdiğini, nimetlerini açık ve gizli olarak size bolca ihsan ettiğini
görmediniz mi? (Lokman, 31/20)
فَبِاَيِّ اٰلَٓاءِ رَبِّكُمَا
تُكَذِّبَانِ
O hâlde, Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlıyorsunuz?
İnsanlar, nimetlerin şükrünü yerine getirip getirmediklerinden sorgulanacaktır.
ثُمَّ لَتُسْأَلُنَّ يَوْمَئِذٍ عَنِ
النَّعِيمِ
“Sonra o gün nimetlerden mutlaka sorulacaksınız.” (Tekasür, 102/8)
Serin Bir Gölgenin, Soğuk Sunun Dahi
Hesabı Var
فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ (صعلم) «
هَذَا وَالَّذِى نَفْسِى بِيَدِهِ مِنَ النَّعِيمِ الَّذِى تُسْأَلُونَ عَنْهُ
يَوْمَ الْقِيَامَةِ ظِلٌّ بَارِدٌ وَرُطَبٌ طَيِّبٌ وَمَاءٌ بَارِدٌ
».
“Nefsim elinde olan Allah’a yemin ederim ki, kıyamet günü nimetlerden; serin bir gölgeden, taze hurmadan ve soğuk sudan (dahi) mutlaka sorgulanacaksınız.", (Tirmizi, Zühd, 6/2543)
الَّذِينَ يَذْكُرُونَ اللّهَ
قِيَامًا وَقُعُودًا وَعَلَىَ جُنُوبِهِمْ وَيَتَفَكَّرُونَ فِي خَلْقِ
السَّمَاوَاتِ وَالأَرْضِ رَبَّنَا مَا خَلَقْتَ هَذا بَاطِلاً سُبْحَانَكَ
فَقِنَا عَذَابَ النَّارِ ﴿١٩١﴾
Onlar ayakta iken, otururken, yan yatarken Allah'ı anarlar; göklerin ve yerin yaratılışını düşünürler: 'Rabbimiz! Sen bunu boşuna yaratmadın, Sen münezzehsin. Bizi ateşin azabından koru'
اِنَّا هَدَيْنَاهُ السَّب۪يلَ
اِمَّا شَاكِرًا وَاِمَّا كَفُورًا
Kuşkusuz biz ona yolu gösterdik; ister şükredici olsun, ister nankör.
Rahmetin
Bolluğuna Bir Baksana
عَنْ النَّبِيِّ (صعلم)
فِيمَا يَرْوِي عَنْ رَبِّهِ عَزَّ وَجَلَّ قَالَ قَالَ إِنَّ اللَّهَ كَتَبَ
الْحَسَنَاتِ وَالسَّيِّئَاتِ ثُمَّ بَيَّنَ ذَلِكَ فَمَنْ هَمَّ بِحَسَنَةٍ
فَلَمْ يَعْمَلْهَا كَتَبَهَا اللَّهُ لَهُ عِنْدَهُ حَسَنَةً كَامِلَةً فَإِنْ
هُوَ هَمَّ بِهَا فَعَمِلَهَا كَتَبَهَا اللَّهُ لَهُ عِنْدَهُ عَشْرَ حَسَنَاتٍ
إِلَى سَبْعِ مِائَةِ ضِعْفٍ إِلَى أَضْعَافٍ كَثِيرَةٍ وَمَنْ هَمَّ بِسَيِّئَةٍ
فَلَمْ يَعْمَلْهَا كَتَبَهَا اللَّهُ لَهُ عِنْدَهُ حَسَنَةً كَامِلَةً فَإِنْ
هُوَ هَمَّ بِهَا فَعَمِلَهَا كَتَبَهَا اللَّهُ لَهُ سَيِّئَةً وَاحِدَةً
"Yüce
Allah, iyilik ve kötülükleri takdir edip yazdıktan sonra bunların iyi ve kötü
oluşunu şöyle açıkladı: "Kim bir iyilik yapmaya niyet eder de yapmazsa
Allah katında bu iyi niyete tam bir iyilik yazar. İyilik yapmak ister ve yaparsa
Allah bu kimseye on katından yedi yüz katına kadar hatta daha fazla sevap
yazar. Bir kimse kötü bir şey yapmak ister fakat bundan vazgeçerse Allah bu
kimseye tam bir iyilik sevabı yazar. Kötü bir fiil yapmayı ister ve yaparsa ona
bu yüzden bir tek kötülük günahı yazar." (Buhari, Rikak, 31)

Yorumlar
Yorum Gönder
Lütfen eleştiri, yorumlarınızı iletin. Saygılar!